Ülke siyasal ortamı…/Saffet Bilen

saffetÜlke siyasal ortamı hızla yoksullardan uzaklaşmaya devam ediyor
Tüm insanlığın baskısız ve sömürüsüz bir yaşam isteğinden, dar bir sınıfın diktatörlüğüne, sınıfın fiili olarak ortada görünmemesinin ardından, nerede hareket, orada bereket mantığı ile ezilen ulus arkasında saf tutmaya/ ya da karşıtına, en son da son 15 yıldır Batı’nın bu topraklarda ki son kalesi olarak inşa edilmeye çalışılan projeyi görmezden gelen bir tutum hızla yayılıyor
Bu projeyi kendi uygarlık kurulumu olarak benimseyen ve yansıtan Politik İslamın toplumun önüne metazori koyduğu anayasa taslağına karşı alınacak tutum önem kazanmış durumda. Hayır’ın güçlü çıkmasının bu dönemeçte önemi büyük. Ama ondan da önemlisi ondan sonrasında ne olacağı.
Yapılması gerekense açık, solun kendi varlık nedenini hatırlaması. Baskının ve sömürünün olmadığı bir dünyanın mümkün olabileceğini hatırlaması ve savunmaya başlaması.
Politik İslam gerçekleşmesi için tüm gücü ile abandığı toplumsal dönüşüm ve yeni düzenin kurulma sürecinin henüz başlarında daha. Elinde ki tüm iktidar olanaklarına rağmen tam denetimi sağlamış değiller henüz. 15 Temmuz ve sonrası yaşananlardan çıkması gereken ana sonuç bence bu.
Ama geçmiş deneyimlerden ders çıkarma konusunda, rakiplerinin tersi imalarına rağmen çok ilerdeler. Kurulum aşamasında gücün tek elde toplanmış olmasının önemini biliyorlar. Başkanlık zorlamasının ana nedeni de bu.
Küçük bir beylikten pek çok etkenin devrede oluşu sonucunda hızla büyüyen Osmanlılıları, küçük bir beylikten dünyanın en uzun yaşayan ve geniş topraklara hükmeden bir imparatorluğa dönüştüren adımların başında, Osmanlıların içinden geldikleri Müslüman ve Türk geleneklerinin tersi bir tutum benimsemiş olmalarıdır. Ölen ya da tahtı devreden hükümdarın egemen olduğu toprakları oğulları arasında paylaştırması benimsenen bir gelenek idi. Birinci Murat’la belirginleşen gücü dağıtmadan tek elde toplama eğilimi Fatih’te doruğa ulaştı. İktidarın bekası için karındaşın katli meşru sayıldı, Kanunlaştı. Cemal Kafadar şöyle anlatıyor gelişmeyi; ‘Türk-Müslüman uç beyliklerinin en büyük ‘fay kırığı,’ İç Asya geleneklerini takib ederek fethedilen toprakların varisler arasında paylaşılması idi. Ve ikinci olarak da kısmen bu bölünme yüzünden kısmen de uçlardaki başarılı savaşçıların kendilerini oraya gönderen emirlerden bağımsız hissetmesi eğiliminde olmaları yüzünden merkez kaç kuvvetlerinin kontrolünü kaybetmekti. Osmanlılar gerektiğinde Türk-Moğol geleneğinden ve İslam hukukundan sapma pahasına da olsa merkezi bir politika takip ederek her iki tehlikeden de kendilerini korudular.’(Cemal Kafadar- Osmanlının çöküşü sorunu s.9-10)
Dolayısıyla da Politik İslam için gücün merkezileşmesi doğru yönde atılmış bir adımdır. Onlar açıkça yeni bir coğrafyaya oturan, Sunni İslam temelli, serbest piyasacı, ABD dolarına endeksli, eyalet sistemine oturan yeni bir devlet kuracaklarını her fırsatta dile getiriyorlar.
Muhalif kesimler arasında dolanan, Erdoğan şimdi de her istediğini yapıyor, Başkanlık iddiasında bu kadar zorlama neden, soruları, bu gerçeğin ısrarla görülmek istenmediğinin kanıtı olarak görülmeli.
Bu kadar abanmaya rağmen, başarı sağlanamamasının nedenleri arasında öne çıkan, önerilen yaşam tarzının bu ülke topraklarına uyumsuzluğu geliyor bence.
Batı tarzı kapitalist yaşam örgüsü, bu ülkeye uymuyor. Batıya yönelimin başladığı 1800 lü yıllardan bu yana, bu temelde geliştirilen her adım, her proje ülkenin refah ve huzur olanaklarının daralması, güç yitimi olarak sonuçlandı.
Cemil Meriç o günlerde ortaya çıkan çözüm önerilerini şöyle sıralayıp, tanımlıyor; ‘Şeriat, felâketlerimizin dine gösterilen kayıtsızlıktan doğduğunu haykıracak; Genç Osmanlılar’sa geriliğimizin sebebinin geleneğe bağlılığımız olduğunu fısıldayacaktır. Bir yanda eriyen, çürüyen, köklerini her gün kaybeden ve Avrupa kayasına bir yosun, bir midye gibi sarılan bir bürokrat intelijansya, bir yanda çöküşün gerçek sebeplerine eğilmeyen, kurtuluşu hareketsizlikte bulan geniş yığın ve temsilcisi medrese.’ (Sosyoloji Notları ve Konferanslar İletişim Yayınları s.167-168)
İmparatorluğun son yüzyılında, bu eğilimlere küçük küçük ulusal devletlere bölünmeyi de eklemek yerinde olur. Bu süreç imparatorluğun çözüm üretebilme olanaklarının parça parça yok olması anlamına geldi esasen. Birinci savaş sonrası Anadolu’da galip devletler tarafından önerilen, Türk etnik temeline de bu hakkın verilmesini içeriyordu. Ama Osmanlı yönetici elitinin geleneksel bağımsız tutumunun temsilcisi olarak ortaya çıkan M. Kemal ve arkadaşları, bu planın dışında bir çözüm ürettiler. İlginç bir deneyim yaşandı. Ve Ülke son yy da yaşadığı nispeten refah ve huzur dönemini bu bağımsız tavra borçludur desek, yanlış olmaz.
Bağımsızlık önemli gerçekten.
Geçmişe, köklere sahip çıkma söylemi son dönem Politik İslam yöneticilerin ağzından düşmüyor, Ama boş bir söylemden öteye bir anlamı yok bu söylenenlerin.
Geçmişe, köklere dayanma deyince ilk akla gelmesi gereken,1840 lı yıllara kadar Osmanlının Avrupa devletlerinin uydusu olmadığıdır.
Konuya ilgi duyan bilim insanları bunu çok açık söylüyorlar. ‘Onaltıncı ve onyedinci yüzyıl merkantilizminin zirvede olduğu zamanda Osmanlıların Avrupa ile ticaretlerinde ticaret fazlalığı vardı ve Avrupa merkantilizmi çoğu defa ticaret açıkları tarafından belirlenmişti…..
..Bilim adamları genel olarak erken onaltıncı yüzyılda Osmanlı imparatorluğunun gelişen Avrupa ekonomisinin bir uydusu olmadığında hemfikirdirler. Aynı şekilde 1840’ta tersinin doğru olduğuna dair de yaygın bir kanaat vardır…….
…Bu farklılaşma ne zaman aşikar hale gelmiştir (1840’tan önce fakat onyedinci yüzyılda değil)?’(C. Kafadar agm.)
Bugün gündeme gelen ise, Batı Kapitalizmi ile tam bir işbirliği ve ABD dolarına, onun askeri şemsiyesine dayanan bir çözümdür.
Biliyoruz ki, Bir devlet örgütlenmesinin ortaya çıkması ve yaşamını devam ettirebilmesi için iki temel olayın gerçekleşmesi gerekir.
Birincisi, toplumun üstünde üretici bir vasıf taşımayan bu örgütlenmenin yaşamını sağlamasına olanak veren artı değer fazlalığı.
İkincisi, bu fazlalığa el koymayı ve o toplumsal dokuda eşitsiz paylaşımın bekasını sağlayacak şiddet organlarının gelişimini.
Devlet örgütlenmesinin ilk ortaya çıktığı Sümer’den bu yana, tüm devlet örgütlenmelerinin değişmez kuralıdır bu olgular.
Politik islamın çözümü neye kime dayanıyor esasen?
Batı kapitalizmine yönelimin ve ortaya çıkan seçeneklerin başarısızlıkları bize tersten de olsa, bu girişimin de başarısız olma olasılığının fazla olduğunu düşündürtür.
Peki ne yapmak gerekir?
Batı düşünsel normlarının dışında, onlardan öğrenmeye devam ederek, kendi tarihimizi yeniden yorumlayarak çıkacak bir çözüm bu da açık.
Yaklaşık iki yüzyıldır batı takipçisi fikri ve siyasal zemin, çözüm diye ortaya çıkan olasılıkları kendi elleriyle boğduruyor.
Kapitalist devlet olasılığı, bizzat ülke burjuvaları eliyle ortadan kaldırıldı açıkça. Geniş bir iç pazara dayalı, yüksek gümrük duvarlarına sahip bir Osmanlı Kapitalist devletinin objektif koşulları vardı. Ticari ve sınai bir temelde vardı. Ama tersi oldu. Çeşitli etnik unsurlara dayanan burjuvazi bölünmeyi seçti.
Sosyalist devlet kurulma olasılığı ise solcular eliyle bertaraf edildi. Hiçbir şekilde iktidarın alınması gündeme bile gelmedi. Objektif koşullar yoktu teoriye göre. Tarihsel sıralama, feodalizmin tasfiyesi, Kapitalizmin kurulması, sonrasında sosyalizm ana fikir oldu.
Aynı olay, günümüzde İslami kesim için yaşanıyor günümüzde. İslami bir devlet olasılığı İslamcılar eliyle ortadan kaldırılıyor.
Liberalizm, Sosyalizm, İslamcılık üçü de ithal akımlar ve ülke sorunlarına çözüm de üretemiyorlar açıkça. Bu akımlardan türeyen siyasal örgütlenmelerde sorunun bir parçası oluyorlar kısa süre sonra.
Kapitalizme yönelimden önce, Anadolu’da yaşamın paylaşımcı ve halkın ihtiyaçlarını gözeten kuvvetli bir zemine sahip olduğu tespiti, bizi çözüme daha hızlı yaklaştırır kanaatimce.
Anadolu’da yaşam öz çıkara dayalı ve özel mülkiyet temelinde değildir o zamanlar. Aslında yaşanan iki yüzyıla rağmen halen de öyle değildir.
Rotayı baskının ve sömürünün olmadığı bir dünya düşüne döndürme zamanı.
Solun varlık nedenini hatırlama zamanı.
Bu topraklarda üç tarzı siyasetin yanında, her zaman bir dördüncü siyasetin, ezilenlerin, yoksulların siyasetinin var olduğunu, var olması gerektiğini hatırlama zamanı.
Yoksulluk, eşitsiz paylaşım çözülmeden, artı değere zorla el koyma ortadan kaldırılmadan uygar dünyaya rahat yok çünkü.

Pin It

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>