“Müslümanın aklı” ve İnsan neden hakikati arar?…/Orhan Karakuş

308685_2356739556462_3887198_nMerak ve arayış” hakiki bilginin kaynağı olarak alındığında merak insanda nasıl oluşur? İnsan neden hayret edince : “sahi söyle gerçek mi?” Biz köyde bu duruma:” dinine imanına doğru söyle Hakkat mı? “…derdik…
Gelişim süreçlerinde medeniyet yeri denilen şehirlere konup göçer olduğumuzdan beri kafamızı dertlerden kaldırıp neyin ne olduğunu anlamaya çabalarken doğal yaşamın iliklerimize kadar işlediği yaşamın acı veren yollarında hakiki duruma en yakın algıya ulaşmaya çabalamaktayız…Kavramların çoğu içerik olarak içi boşaltılıp nefsi mülkiyetçi bencil kültürelin eğitimi ile hemen hemen iğdiş edildiğinden içimizdeki halis hissi doluş ile dışımızdaki oluşlar arasında birer bir örtüşen sürekli dönüşümler kuramıyoruz…Merak ettiğimiz sadece dışımızdaki kainatın serilimi değil, kendimi iç kimyamızda da neler olduğudur?… Filozofik karakterli tüm insanlar kainatın doğası ve ruhu ile etkileşimli, uyumludur. Bunu kısaca ;“Allah’ın mümin kulunun kalbine sığması” olarak tarifleyelim… Nefes alışımızla içimize dolan sadece atmosferik ortam değil aynı anda bedenimizin tüm enerji ihtiyaçları için canımıza kuvvettir.Nefes ile can kuantatif dalga ve tanecik gibi insanda birleşik  halde zuhur eder.Derin daldığımızda tüm kainatla iletişim halinde andaki vukularla etkileşir kalbi açıklığımız varsa halleri kapsama alıp dışımızı salih ve arı olarak keşif edebiliriz…
İşte insan kendini hem iç halleri hemde dışta vukuu bulanlarla( birikimli potensia) birlikte ne olduğunu merak eder . Bunu felsefi olarak kendini bilme ve bulma deriz.Eğer kendimizi sufi bir dervişan olarak tam bir teslimiyete verebilirsek buna da sofistike halvette varış diyebiliriz.Bu dem hallerine gönül (kalbi)ile yönelebilirsek akle etme müdrikelerimiz vicdani olana meyil eder. Bunu nefsi emarelere ram olan bir akletme ile tutuklarsak realite dediğimiz ,sahiplik ve mülkiyet hukukunu kitabına uydurduğumuz bu dünyalığa: gözden bağlılık denir…
Doğudaki kadim kültürelde irdeleme mana olarak mistik ruhanidir...
İçimizde can ile mündemiç ruhumuz, kültürel hars tarafından biçimlendirilir. İnsan birey olarak kendi iradesi ile nerede ve nasıl doğacağına karar veremez. Ön karar verici ebevyenler dahil bir yazgı dizgesi içinde var oluşları Allah’ın takdiri ve külli iradesinin tezahürüdür.Yada Yılmaz Öner’in maddesel örgünün iç geometrisi için ileri sürdüğü bilimsel kavramları ile tüm olası durumların (birikimli potensia) doğada(evren) kendiliğinden oluşan bir H operatörü tarafından viritüel potensai içinde zaman enlemi dahlinde yaşar kalma olasılığı maksimal olan olayın (H-1)) kapsanıp(+dH-1) ile) anda vukuu bulmasıdır.(aktuel Kal) .İnsanın oluş halinden kendini bilme haline geçiş süreçlerinde kendi aklı ile iradi karaları nasıl oluşur? Bu doğal gidişattaki sosyo-pisiko süreçlerde kendiliğinden kendisi için Varlık’ın nurunun  içe doluşu ile dışdaki vukuu alemi ile birlikte haraketin düzenlenişidir. İnsan her anında doğal ortamla birlikte yaratıcısının cuzi bir parçasıdır.Bu doğudaki kadim kültürelin akış halindeki ebrunalım formunun mistik ruhani mana yönüdür.Batıdaki pek çok bilim adamı ve düşünür de bunu irdelemiş ve eserleştirmiştir…
İnsan içe doluş / içe doğuş ile vahiye ulaşabilir mi?…
Ebevyenlerimiz bizleri okula öperek uğurlarken :”Allah’a emanet olun güle güle gidin …Allah zihin açıklığı versin…” derlerdi. Bu kadim kültürelin damıtılmış insan davranışı hepimizin yaşantısında bir anı olarak vardır.Zihni açık ve duru olan, kalbi olarak saflığa ulaşandır. Bu anlar insanın kainata ve Rab’ine açılma halidir. Bu haldeki insan çevresinde vukku bulan her durum karşısında kendini hazır ve tedbirli tutar.Çevremizdeki olaylara karşı tedbir ve etki üretme konumlanışımız sonucu ortamın şartlarını kendi birikimlerimiz ile irdelerken içe dolanla zekice çözümler üretir ,keşf ve icatlarla ortamlara faydalı yapıtlar üretip kendi bütünselliğimizi de koruruz.Bu halleri sukunetli ve dingin ortamlarda yaşayabilmemiz ise Cenabı Hakk’ın lütfu ile bir içe doğuştur. Bu durumu herkes yaşamında şöyle yada böyle birkaç kez  yaşar.Kanımca sesimi içimden alıp kelimelerle dışıma vurduğum kadarı ile imanen “vahiy olayı” vardır. Bu seçilmiş kullarınca otamı düzenleyici kudretinin tenzili için Rab’imizin  toplumsal doğallığa ruhani bir form verişidir…
Mülkiyetçi düzende Akıl neden önde ve üstün tutulur?…
İnsan yaşam kıymetleri ve tecrubesi sonucu oluşan kültürel akidenin özdeğerleri algı çarpıtması mafiil(meşru ve vicdani olmayan) odaklı tink-tank yapılarında kendi bekakaları ve düzenlerini sürdürmek için simultane yeniden kurgulanır.Nefsi mülkiyetçi düzeni sistamatiği için günlük yaşamı huzur ortamında sürdürmeye vesile olan temel kavramlar süreçte bozunuma uğratılır, yapay ve sanal kavramlar sanı olarak zihinlere nakş edilir. Bu körleştirme uzun yıllara yayılan bir strateji ile sürüdürülür. Evrimin bu aşamasındaki sosyo-pisiko toplumsal devinim süreçlerinde en önemli  patolojik değişim, kavramın içeriğinin algı ve dezenformasyon ile amaçsala uygun istendik hale getirlmesidir. Örneğin “sulh” kavramının tüm halik olmuşlarla razılık ve helalleşme içeriği ile kapsama alınan ruhu “ barış” kavramına çatışmasızlık,müzakere ve pazarlık unsurları eklemlenerek eşdeğer gibi kullanımı.Yine tüm halik olmuşların eko-sistem bütünselliğinde gidişata uygun pay alması olan hakkaniyet kavramı Hakan’nın sahsi kişisetirilmesi, nefsi mülkiyetçi fetih ve sömürgeclik uygulamalarının geçmişteki kıyım ve zülumü ile birleştirilmeye çalışılarak sunulması…
Yine “müslüman” özü; selam ,sulh ve hakkaniyet ile kaim nefsi mütmain düzgün insan olma  uhdesi,“doğunun zarif duygusallığı” kanırtılarak içinden matruşkai   ve envai çeşit terrör unsurları ile özleştirilmeye çalışılıp            ” ilkel, kafa kesici vahşi” algısına evirtilmesi…Bu arada yaşamın doğal akışının duygusal ebrulanımı  tüm yeryüzünde sıradan insanda mündemiç kalırken ,düzen müktedirlerinin şeytani heves ve haris kibiri ile rasyonel davranışları Ξ akılcılık olarak sunulup medyada reklam desteği ve eğitim müfredatına akıtılan dilsel değişkenlerin çarpık sunumu v.b. ile insani kültürelin özü zehirlenmektedir. Düşünsel devinimi bozunuma uğratma ve çarpık algı için “gelişmişlik” ve “ileri demokrasi “ maval ve  yalanı ortalığa dökülür.Mülkiyetin özel ve özellikli özü, üretim ve paylaşımın sömürücü dinamiği gözden kaçırılarak medyatik oy demokrasisi sanal bir oyalanma ile orta oyunu olarak insanların kendilerini özgürce ifade etmesi olarak  sunuluyor.

Doğrudan demokratik toplum devletinde etkin ve özgün bireyin katkısının alınması, mülkiyetin tüm halik olmuşlar ile insanlığa tevdi edildiği kamusalığın başat olduğu planlı üretimin düzenlenmesi ve canlı dirimin temel ihtiyaçlarının doğanın devinimine uyumlu sürdürülmesi esas alınmalıdır.Bu gönül deminde sulh yapıcı bir akılletme( kainatala izomorfik ve tevarüs eden operatörünün) kollaktif öğretici olarak devreye girmesidir.Allah-u Teala’nın salih niyet ve iyi tanımlı vicdani amelle bütünleşide olduğunu idrak etmektir.
Kadim kültürelin iğdiş edilmesi: Bonzai KAL…
Batıdan akan maiden biraz ürkmek ve tedbiri elden bırakmadan bir yaklaşım ile yakınlaşmak lazımdır.Ünsiyeti;üstün insanla, mutlak akılı da kendini narsist bile bilme doğmatikliğine referans koyan, haris  bencil ve kibirik ÖZNE’yi dikkatli irdelemeliyiz. Bunun bilimsel lafiz ve ilerlemeci kılıfla yutturulması ,fiziko-kimyanın parçacı teorik çözümleri ile önselleştirilmesine biraz mesefali durulmalı .Sosyo- pisiko süreçler içinde bilgi teorisindeki girdi -çıktının salt lagoritmik algoritma şekilciliği ötesinde potensianın Fuzzysel yaklaşım ile kapsama alınması ve içine dahil olunması irdelenmelidir. Ölçüm ve oluşun belirsizliği altındaki kestirim için vukku halinde Vahdaniyet’in Kadri mutlaklığı ile zorunluluk ve özgürlüğün birlikteliği dikkate alınmalıdır. “Müslüman aklının mühürlenme hikayesi“ https://eksisozluk.com/entry/56582208.sunusuna atfen kalame aldığımız bu makalede kıssadan birkaç söz ile iğdişleştirmeye bir bakalım:
Robert R. Reilly, american foreign policy council denilen amerikan dış politika konseyi isimli bir kurumun üyesidir. bu konsey amerika birleşik devletleri kongresi denilen abd yasama organına danışmanlık yapan ve vaşington’da çalışan bağımsız bir kuruluştur. Reilly 2002-2006 yılları arasında ırak savaşında abd savunma bakanlığında ve ırak enformasyon bakanlığında kıdemli danışmanlık yapmış. uzun yıllar islam alanında araştırmalar yapan bu yazarın uzmanlık alanı islamdaki mutezile mezhebinin yok oluşu ve eşarilik mezhebinin hakim olması ile filozoflar çağının* sonlanışı ve islamda deterministik düşüncenin çöküşü, bunun sonucunda “selefilik akımının nasıl ortaya çıktığı” gibi konular. “…

Yazarın çalıştığı ve referans verilen kurum nedir? Ünsiyeti hazm edip yaşamın akış ebrulanımında (güzel ahlakı)akide olarak sunacak bir ulu-ulvi itibar(İbn Rüşt) mevkii midir? Yazıda ele alınan kaynaklar ve önde gelen şahsiyetlerin yaklaşımları ile doğunun kadim kültüreli “mütezila, eşarilik ve selefilik “ sarkacının yanı sıra İslami çerçevede var olan mezhebi şirazler temel veri olarak ele alınıp bu renk ile boyanarak sunulabilir mi? Bilimsel çalışmalar yanında Kur’an’i özle uyuşumlu (Henri Pioncare) olan ”Kadim kültüreli” Edip Harabi’nin Vahdatname’sinde , Şehrazatın “binbir gece masallarında” ,Laozi nin Tao’sunda , Ahmet Yasevi kıssalarında , Yunus Emre ,Mevlana,Pir Sultan’ların lirik dilinde , Hacı Bektaş-i Veli ve Şems Tebrizi Makalat’ları ve pür matematiğin temel kavramları ile uyuşumlu olarak deruni bir bilimsel dille irdelenmeli ve işlenmelidir. Çin -Hint diyarından akıp Horasan’dan geçerek Anadolu’da demlenen , Kısaca beşeri coğrafyamızdaki kadim kültürel; ünsiyeti bilmeye gayret eden, ruhani ve ahlaki özdeğerleri ile vicdani olan bir kıymetler dizgesidir…Bu konulardaki özgün çalışma ve bilimsel tartışmalar organik doğal aydınların önünde bir görev olarak durmaktadır…baki selamlar…

Pin It

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>