Muhabbet yazıları ve Evrim Koridoru…/Orhan Karakuş

308685_2356739556462_3887198_nKıymetli Dostlar…Görsel: Yılmaz Öner’in evrim koridoru prodetrministk eğri ile açtığım Cemal Öztürk’ün( Solda Anjiyo 1-2-3) yazılarına muhabbet çerçevesinde verdiğim yazıları ilginize sunarım…baki selamlar…

CEMAL ÖZTÜRK’le yazılar temelinde bir muhabbet çabası…(1)
Merhabalar…
Cemal dost sana ara ara (Solda Anjiyo 1-2-3)yazıların üzerinde görüş , düşünce farklı yaklaşım ve önerilerimi dile getirmeye gayret edeceğim. Bunu senin yazılarnı da dikkate alıp dogaçlama yaparken kendi örgüsel nakşımıda gözeteceğim..
Hakkı teslim edelim noksanı bulup aşalım…

Yazının başında Marks’a atfen:”Bulduğu öz artı değerdir. Bunun sermayenin organik bileşimi içindeki yerini ortaya koymaya çalışır. Kapital’in ikinci cildi bu nedenle aşırı sıkıcı ve tekniktir. Daha sonra üçüncü ciltte gerçek dünyaya dönmeye başlar. Tabii, 19. yüzyılda üretim sermayesi esas idi. Daha sonra mali sermaye öne çıkacaktı. Lenin’de bunun ipuçları vardır. O emperyalizmin sömürgecilikten farkını anlamıştı. Ama Lenin için her şey politikaya hizmet ediyordu ve polemikçi yanı ağır basar. Zaten Büyük savaş çıktıktan sonra on yıl yaşadı, hepsi de büyük sarsıntılarla geçti…..O dönemden beri Mali sermaye çok hızlı gelişip dünya hâkimiyeti sağladı. Her türlü yatırımı kontrolü altına almaya başladı. Ulus devletlerin yıkılması da bu politikanın parçasıdır. Metropollerde ulus devlet zaten onlarındı..” (Solda Anjiyo 1)
Burada Marks’ın devasa eseri olan Kapital’e atfen ki o günün koşullarında iyi bir çalışma olup sermayenin inorganik yapısını çoğaltan meta üretiminde emeğin soyut ve somut yönlerini inceler. Bu başlı başına muazzam bir çabadır. Diğer yandan “ilkel birikim” ve “vahşi sömürgecilik” üzerinde de durur . 19 .Yüzyılda özellikle İngiltere’de sınıf savaşımına önem arz ederek sanayi ve ticaret burjuvazisinin deniz aşırı sömürü faaliyetleri sonucu feodalite karşısında sarsıcı bir güç gelişimi bulduğunu belirtir. Tarihsel metryalizimde ise özel mülkiyetin ortaya çıkışı ile oluşan tarihi, “sınıflar savaşı ve üretimde gelşen üretici güçler eski üretim ilişkilerini determinist olarak değiştirir” önermesi ile çözümler.(bir yönü ile salt kaderci olan bu durum , ’proletryanın zincirinden başka kaybedeceği bir şey yok’ şiarına bağlı olarak aydınların bilinç taşıma iradesi ile aşılmaya çalışılır) .Ayrıca manifaktür üretimden fabrika üretimine ve pazarın yapısına bağlı olarak tekelleşme eğilimlerine de dikkat çeker.Bu eğilimler V.İ Lenin tarafından üretimde tekelleşme ,hammadde temini ve pazarda tekelleşme süreci savaşlar, bunalımlar ve eşitsiz gelişim yasası sermeyanin temerküzü olgusu sarmalında ele alınır. Sınıf savaşımın emperyalizm aşamasındaki gelişimi gelişkin olan dışında da tek ülkede sosyalizim meselesi zayıf halkada mümkün durumu ile açıklanır. Burada Marksist litaretür ve kültür açısından ekonomik gelişimin doruğu kavramı Kaustky(ultra tekelleşme) ve Troçki’nin(dünya devrimi) gibi farklı yaklaşımlarda da gözelenir…Bu çözümlemeler daha ziyade ortadoksi temelli ve ekonomiktir.Kanımca bu verili alanlardaki yoğunlaşma sonucu es geçilen “üstyapı ve kültür meselesi”dir.Alman felsefesine teoride ağırlık verilmesine karşın bilimsel ve felsefi gelişmelere kuşkucu, dine “afyon tuzağı” olarak bakılması helede Lenin’in Ampiriyokritizmler ile modern bilime “polemikçi usturası” bilimsellik iddiaları açıdından vahim sonuçlar doğurmuştur. ( slogancı ve doğmatik kalıplar işlemeye başlamıştır)
Kültürel form Mao,Gramsci ve M.Seyid Sultan Galiyef,Yılmaz Öner tarafından ele alınır. Seninde işaret ettiğin gibi bu felsefi alanı pasif gören takipçi ve uygulayıcı Marksistler( Roza,Lenin ve Stalin) “altyapı üst yapıyı ağırlıklı olarak belirler” görüşüne sadık kalırlar. Kanımca meselenin esası üstyapının gelişimi ve düzenleyici rolü yönündedir. Bu vesile Marksisizmde çözümlenemeyen esas ana cihet felsefi dizgenin bilimlerle kuracağı dinamik bağ söylemde dile getirmesi ile kalınması ve din ile girdiği yapay çatışmadır. Bu alanda Tasavvufi Praksis sentetik kavramı ile çalışmaktayım.( TPY/Yazılar meteot ile giriş yaptığım evrimin sosyo-pisiko aşamasında kültür ve üst yapı yönünü kendimde ele alıp, kadim doğu kültürelinin hamurunda yoğurup terimsel olarak destek aldığım matematiksel yöntemler ile geometrik tasavvur çerçevesinde irdelemeye çabalıyorum)
Mali sermaye” ve çağımızda oligarşik finans operatörleri…
Panama ve Paradise papers te açığa çıkan of shore finans operasyonları ve wikileaks belgeleri ile mafiil istihbari devlet organizasyonunu aşan bu girift içsel yapı , uluslararası bir şeytani aysberg devinin görünen yüzüdür.Son Suudi saray darbesinin ardında da batı metropollerinde temerküz bulan nefsi mülkiyetçi düzen yapısalı mafiil mali oligarşi vardır.
Cemal dost:” Mali sermaye çok hızlı gelişip dünya hâkimiyeti sağladı. Her türlü yatırımı kontrolü altına almaya başladı. Ulus devletlerin yıkılması da bu politikanın parçasıdır. Metropollerde ulus devlet zaten onlarındı..” Ulus devlet çağımızda artık arkakik, buradaki belirlemene de kısmen katılırım. Yapısal analizde senden tonlama farkı olarak dünyada artık devsa bir istihbari-mali oligarşi var ,bu yapısal ile birleşik oligarklar, Yehud, Çin ,Japon ,Alman ,Fransız, Rus, Suud ,Türk v.b.köken esası gözetmeksizin her ülkede yerel AĞLARI ile varlar.Yukarıda aysberg devi olarak değindiğim gayri menkul sermayenin ikincil hata bitcoins benzeri üçüncü türevleri ile bu mafiil mali oliğarşi dünyada mülkiyetçi GİDİŞATA görünürde tek hakim GİBİ. ”Ulus devlet kavramı” meşhur deyiş ile kapitalizmin şafağına ait.Bu devasa mali güce karşı günümüzde vicdani politik bir rotanın önermesi :yeni toplumcu düzenin organizsayon ve inşa formu olarak ,beşeri –fiziki coğrafyaları yurt bütünlüğü olarak gören, anotomisi merkezi sinir sistemi ile insana benzer , toplumsalda tüm ekosisteme ait laik doğrudan demokratik toplum devletidir.
Marks’ın “Teorik yanılgı meselesi “ bir saptama olarak determinstik açıdan en gelişkin yerde ‘sosyalist devrim’ beklentisi kendi içinde tutarlı.Ve lakin Yılmaz Öner’in buna karşı ileri sürdüğü prodeterminizmde(oalsılıkçı determinizm) kendiliğinden oluşan “H” enerji operatürüne kendimin Yılmaz Öner esini ve tasavvufi bileşke olarak alemlerin Rab’inden inayetle <zamanın mekansal açılımında(potensia hallleri) > ile içe doluşun ortak formu, bu iradi yada volantitist kısmı irdelemeyen ve bilimsel gelişmeler ekseninden kopuş Marksist analizin statik yönüdür.Yani din ile çatışma alanında (kilisenin baskın gücünden kaynaklı ) Hegel’in soyut saltık aklı yerine üretimde maddileşen salt akılcılığıdır.Altyapıdaki üretici güçlerin deviniminde teknolojide kültürel ile beslenen ve içsel olarak keşif, icat ve ar-ge faaaliyetlerine bilişim temelli bilincin maddi oluşumuna dinamik ve değiştirici bir rol vermeyişidir. Burada kısa bir not ile F. L.Feurbach’a da kurucularından kaynaklı eleştiri de sekter davranan Marksistler hatalı bir duruşa sürüklenmişlerdir.(TPY/Zamanın topolojik bakış ilgili kısımlar )Bu bilişim temelli bilincin açılımı ;beyaz yakalı proleterya olarak Gramcsi’de praksis’i yapan, Mao’da kültüreli kavrayan öğrenici ,Yılmaz Öner’de prodetrminizmi kavrayıp uygulayan alimler, kadim doğu kültürelinde ise sulh yapıcı erenler yani Allah adamlarıdır…
Cemal dost : “Çünkü insan gerçeği hem üretim güçleri hem de üretim ilişkileri içinde yerini aldığından hem öznel hem de nesnel yönüyle işin içindedir. İşte insanın bu ikili konumu, sosyalizme bir bilim gözüyle bakmaktan öte daha çok rasyonel bir pencereden bakmamızı gerektirir. Çünkü isteklerimizin yönetim biçimi öncelikle ekonomik olduğu kadar siyasal ve ahlakidir de. “senin de bu alıntıda ele aldığın birçok yönü Ahlak ,politika, düşünce ,Akıl ve bilinç üzerine bir açılım (2) sonrası irdeleme olarak ele alacağım… baki selamlar…
……Merhabalar Cemal dost;
Marksist felsefi dizge diyalektik meteryalizm ve tarihsel meteryalizm denilen iki temel dayanağa sahip. Bu “Diyalektik meteryalizmi” tarihiselde anlayış olarak irdelemek gerekli.Dünyayı açıklamak üzerine tüm felsefeleri hizaya çeken Marksist felsefe “esas olan onu değitirmektir” önermesi ile yeni niteliğini tanımlamış ve idealist felsefenin çeşitli varyasyonlarına karşı kendini konumlandırmıştır.Sınıflar savaşımının gereği olarak tarihsele irca edilince de kendini devrimci bir felsefe olarak sunmuştur…Bizler bundan etkilendik ,bize emperyalizm ile dayatılan yaşam koşullarını “değiştirmek” istiyorduk..1-Bu (M.F)felsefi dizge sınıflar savaşımı ve kapitalizm içinde mevzilendiğinden kendisi buraya aittir.2-İnsana doğa toplum ve birey olarak dayalı yani Praksis durumu Gramsci tarafından felsefe notlarında irdelenir.Bu bir aşma çabasıdır.Ve lakin o zamanda obruk hesabı oluşan boşluklar fuzzysel mantıkla(A.L.Zadeh) olayları inczeleme yöntemleri,H.Pioncare’de vukuu bulan rolatif yaklaşım henüz rüşeym,rolativite(A.Einstain) ve kuantum(Shredinger) ile prodeterminizm(Y.Öner) ve matematikte ortaya çıkan operatörler cebri , dif. geometri ve hızla gelişen termodinamiğe bağlı istatiksel mekanik ve entropi gibi bilimlerin gelişimi içinde bulunduğumuz bu zamana denk gelir.Burada külliyatlı bir doğu mistizmi(Tasavvuf)için S.Galiyef( Başına neler geldiği malum)Kadim kültürele dayalı enerjetik meteryalizm ile birşeyler dile getirir.
Cemal dost;Bu Anadolu toprağın önemi Ön Asya olarak tüm batı kültüreli ile yoğrulma ve ebrulanım için gerçekten buluşma havzası yada beşiği olamasıdır.Derin bir futuhat birikimi Horasan’dan Anadolu’ya akar.Kendisini (10 Kasım vesilesi) saygı ile andığım M.Kemal Atatürk T.C’nin temeli kültürdür diyerek buna işaret etmiştir..Deruni Türkçe ile yazım oluşturmak ve nefsi mülkiyetçi kültüreli arıtmak dilsel değişkenleri itibari ve yerinde kullanarak mümkün. Bizim kuşak bu çağda bunu yapabilse gençliğe yeni bir fikri dizge verebilir.(Tasavufi Praksis) Bu vicdani politik rota olan toplumcu yutseverlik ile aşma ve dönüştürmeyi birlikte yapmaktır.Allahu Teala’nın inayeti ve içe doluşla dünyayı açıklayan ve kavrayan olabilirsek değişimin istikametini tüm halik olmuşlar ile birlikte yapabiliriz… Senin yazıların üzerine görüşlerimi bu minvalde dile getirmeye devam edeceğim… baki selamlar..

Ahlak ,politika, düşünce ,Akıl ve bilinç üzerine bir açılım (2)

MERHABALAR Cemal Dost;

A)Ahlak ve etik kıymetler üzerine / evrensel bir vicdani hukuk bundan doğar…

Tasavvufi Praksis üzerine yaklaşım geliştirmek için kaleme aldığım yazılar kitabının ilk önceliği Fuzzysel’de ayarı tutarlı Ahlak meselesidir.Neden Ahlak’ı öne koydum.Yaşamda vicdani gelişimi normatif kuralları içine koyan sosyo-pisiko evrede tabanı tutarlı süzgeç olduğundan.Bu kısımda dile getirdiğim süzme bulantının arıtılması için bir öncül oluşturur.Günlük yaşamda da kaymağı almak için sütü süzme işi tülbent bezi gibi sıkı dokunmuş ince iplik ağlarıdır.Burada süzme aracı olan sıkı dokunun ince ağ vicdan imliği ile oluşur. Bunu Fuzzysel olarak en hasas ile en kaba arasına yerleştirdiğimizde bu Süzgeç Dokusu≥(1/2 ,2/3) aralağını kapsar olmalıdır.Ayarın tutarlılığı ve sürekli gelişimi bu aralığı içine alan kapalı 0.5 ile 1) aralığıdır ki burada arınma yeni toplumsal “atraktör oluşumunu” üretir. Buna vesile saf bir ahlakın üretimi mümkün değildir. Insanın melek ötesi bir ruhani olması lazımdır ki burada nefs devreye girer.Ahlak bu temelden bilimsel olarak kurulduğunda onun ölçümü ve kıymetlendirilmesi ruhani olarak “sıratel müstakimde” kalabilme ince dokusu olacaktır.Ahlakın bilimsel bir tabana oturtulması bu vicdan imliklerinin doğal gidişatta; yalnız insanlara değil, ekosistem bütünselliğindeki tüm halik olmuşlara teşmil edilirse anlamlı olur. Bu merhametli davranış ile kendini kıymetlendir.Etik, estetik olanın yaşamda vukuu bulmasıdır. Şöyle diyelim “Cemal’in” güzelliğinin an an tutuklanmasıdır.Bu huşu hali ile sadece vecd içinde kendinden geçiş değil yaşamın farkındalığında uyum birlikteliğinde kalıştır.Erdemli olanın alnı güneştir…

Esteik olanın an an tutuklanması bir yaklaşım ve dönüşüm operatorünü gerekli kılar. İşte Cenabı Hakk’ın inayeti ile doğan “H” operatörü içe doluş dediğim vahiye muttali tüm varlıkların içinde insana ve onun sosyolojik yapısalı örgün organizsayonlarda vukuu bulur. Bir yönü ile toplumcu yurtseverlik miğferinden yürüyüş dediğim politik eylemin ircasıdır. Allah rızası için niyet edilen salih ve sarih amel .Siyaset sözünü hiç tutmam dil alışkanlığı olmuş,bunu kullananların niyetini olçecek bir norm olduğunuda sanmıyorum. ilmi siyast elitlerinin şeytani emelleri bugün ülkeyi uçurumdan yuvarlıyor..Vicdani politik rota bu ahlaki süzgeç tabanı ile toplumsalda kıymet bulup topolojik norm olarak ;sulh, hakkaniyet , razılıkla helalleşme ve muhabbette dem alma ,nefsi mütmain düzgün insan v.b. kendimin ileri sürdüğü özdeğerlerdir.

Bilinç kısmına TPY/Zamana topoljik bakış’ta geniş bir açılım getirdim.Kısaca zamanın mekansal açılımında sosyo-pisiko temelde düşünsel devinim sonucu akıl operatörünün fikriyat yada eser olarak yaşamda vukuu bulmasıdır. Bunu Yılmaz Öner’de bilgi birikimi için “dH” operatörünün üzerine etkisi ile açığa çıkan olurken,kendimde maddenin bir var oluş halidir demekteyim…

Cemal dost şimdi :“Çünkü insan gerçeği hem üretim güçleri hem de üretim ilişkileri içinde yerini aldığından hem öznel hem de nesnel yönüyle işin içindedir…”..(Solda Anjiyo1) yakın bakalım .İnsan gerçeği mülkiyetin niteliğini göz önüne alarak(doğa ,toplum ve birey (Gramsci), ve ek olarak içe doluş ve vahiye muttali olan) hem üretim güçleri(teknolojik donanım bilgi birikimi) ve üretim ilişkileri( üretim ve paylaşım düzeneği) içinde insan (öznel ve nenel yönü ile )içindedir. Buradan kalkış ile değiştirici dönüşüm için varlık insanın komulatif ve kollektif iradesinin yaşamda yer alamsı, yeni bir kalkışı gerektiri.Mülkiyetin niteliğinin değiştirlmesi ile tüm halik olmuşlarla şuurlu bir kurtuluş.Marksist litratür bunu işçi daha geniş emekçi sınıflar kümesine pramidin altı olarak verir . Tasavvufi Praksis yaklaşım :Bu serili küresel alemin yeryüzü sosyal dokusundaki koniksel kesitlerine yer verir.Dolayısı ile mazlumlar ile beraber merhametle bir yaşam tarzı inşasında toplum devleti formu köken ve konum ötesinde özverili emeği ile her insanı kapsar.

Cemal dost :“Bugünkü deneyimlerin ışığında belirtmemiz gerekir ki sosyalizm sadece üretim araçlarının toplumsal mülkiyetiyle gerçekleşemez. İşin yeni teknolojik buluş ve verimlilik yönü kadar bir de etik, hukuki ve siyasal boyutu vardır. İsteklerimizin ve devletin uygarca yönetim biçimi her zaman aklın ve sevginin siyaset kılavuzuna bağlıdır..”(Solda Anjiyo1) İtalik olarak aldığım kısımlardaki kavramsal dinamiğin değişimi gerekli. Kültürel olarak bir süzme ve arıtma sonucu mülkiyetin toplumsal formaları temelinde toplumcu bir hürriyet düzenin kuruluşu vicdani politik rota temelinde toplum devletinin marifeti ile oluşur. Buna insanlığın şuurlu kurtuluşunda yeryüzü cenneti için bir aşama diyelim…

B) Solda anjiyo yazıları teknik temelde Marksist yaklaşım ile beslenmekte… / Tarihseli farklı yorumlak…

(ı)“Burada çağımızdaki “ücretli kölenin” belki karnı doymaktadır ama efendilerin kazançları daha çok kendi aç gözlülüğü oranında artmaktadır. Zaten başlangıçta “ilkel komünal toplum” salt avcılık ve toplayıcılık ile geçimini sürdürdüğünden henüz ortada biriktirilmiş bir bilgi, servet ve mülkiyet olgusu yoktu. Yabanıllıktan (barbarlıktan) uygarlığa geçiş de el emeği ve iş bölümünün gelişmesiyle mümkün olmuştur. Kendini bilmek, ahlak, hukuk ve siyaset gibi aklın ve arzuların siyaset kılavuzu bu minval üzere devreye girmiş oldu. İnsanın insan olması tarihsel bir evrim sürecinde dile gelmek ve el emeğinin evrimi sayesinde gerçekleşti. Erdemli insanın eğitimi için bugün emeğin büyük bir değer olduğunu ne yazık ki hala kimse vaaz edemiyor. Ve bunu ahlaki eylemleriyle hayata geçiremiyor. Bizim bugünkü sorunumuz sermayenin doymak bilmez bir “güç istenci” nedeniyle doğaya, topluma (tarihe/tanrıya), insana saygısını büsbütün yitirmiş olmasıdır…”Solda Anjiyo(1)..Italik kısmındaki vurguyu kendim oluşturdum.. Cemal dost ,yazındaki bu pargrafa bu muhabbette yakından bakalım… Şöyle bir tarih çizgisi kurulur; kambiryum öncesi ve sonrası jeolojik zamanlar ,suda biyolojık yaşam(aminoasit grubundan nükloit asit zincirinin oluşumu) va sonra hayvanlar aleminde buzul çağı sonrası insanımsı hayvanın homo sopiense dönüşümü ve bunu toplumsal karakteri olarak ; sürü,dar aile ,klan ve sosyolojik toplum düzeni bu gelişim sarmalı tarihin izlerini geriye doğru projekte edilerek varılan bir yorumlayıştır. Mülkiyetin doğal kendinde olduğu avcı toplayıcılık ki burada yurt sınırı ve yaşam alanı savunması da vardır, sonra ilkel kominal , köleci feodal, kapitalist , sosyalist ve ileri aşamsı bu determinizm gereklidir denir…Yani bir yönü ile yükseliş kademeli idealize edilen toplumsal gelişim süreci…Bunu kendim yedi günde alemin yaratılışı ile uyumlu olan enerjetik dönüşümde insanın dünyada oluşumu ve bilincin devinimi açısından zorunlu bir vardır ;Ve ”insan kainatın aynasıdır” ile birleşik ele almaktayım.Şöyle bir evrimsel koridor(Yılmaz Öner)TPY yazılar metot kısmında değişim ve dönüşüm süreci üzerine görüş ileri sürdüm. Kimi içiçeliklelerle öncelik sıralamasında fiziko-kimyasal-biyolojik-sosyolojik ve içinde olduğumuz aşama olan sosyo-pisiko evre …Ve toplumsalda değişimi gerçekleyen birikimli potensiada bilinçin devinimini ile tam otamasyona gidiş yönünde .Bu teknolojik olduğu kadar insanın varoluşsalı ile bilgi üretiminde kendini kuşatmasıdır. Bilgiyi işlemek ve üretim araçların gelişiminde kullanmak( bütünlüklü potensiadaki iç içelikle )yeni üretici güçleri ortaya çıkardığını,buna uygun enformasyon ve iletişim sistemleri ile ekosistem bütünlüğünde geleceğin üretim ve paylaşımı da ihtiyaçlar dahiline çekilecektir.Bu esas eğilimi vicdani politik rota için ana akış yönü olarak tanımladım.Bu böyle giderken başka bir durum yıkıcı bir NBC başlıklı HARP ve darp olur mu? Bu olasıdır ve belkide “savaş araç ve gereçlerinin” üretim süreci kendi dinamiğini temel ihtiyaçlar üretimine çevirmediği sürece kuvvetli bir olasılıktır.

Cemal dost , (Solda anjiyo yazısın 3) girişte: ıı)”Evren, evrimin tabiri caizse doğal olarak embriyonik bir açılımıdır.Evrim gerçeği, bundan böyle üç düzeyde incelenir:

1. Evren ve evrim(13) 2.Canlıların evrimi(14) 3.İnsan, dil, din ve uygarlığın doğuşu.

Charles Darwin (1809-1882) bir İngiliz biyologudur. 1859 da yayınladığı Türlerin Kökeni adlı kitabı yayımlandığında evrenin de evrim geçirdiği henüz bilinmiyordu. İnsanın dil, din ve uygarlıkta evrimi konusunda elimizdeki kaynaklar çok dağınıktır.

Marks’ın sosyolojisi kuşkusuz toplumsal bir varlık olan insan olmanın tarihine birçok önemli katkı yapmıştır. Ama beraberinde getirdiği birçok yanlış ve yanılgıyı da göz ardı edemeyiz.
Henüz zaman ve mekân yokken yaklaşık 14 milyar yıl önce bugünkü evren tekil bir durumdaydı. Zaman ve mekânın henüz olmadığı bir noktada elbette ısı, ışın, elektron, proton, nötron gibi atom altı parçacıklar, çeşitli etkileşim kuvvetleri, atom, madde, yıldızların hepsi de sonradan evrimin birer doğal açılımı olarak ortaya çıktılar…” (Solda Anjiyo-3)demektesin…Yani evren, evrimin doğal açılımı ile “henüz zaman ve mekan yokken yaklaşık 14 milyar yıl once tekil durumdaydı.” (?) her türlü şey evrimin birer doğal açılımıdır…yoktan var oluş öncesi ne var? YOK…Bu belirlemede Yokluk ilk peki zımmı olarak yokta var olan açığa çıkan sonsuz enerji dönüşümleri Higgs’un bir tanrı parçacığı mı?..yada diyelimki sonsuz ve sınırsız plazmatik enerji kümelenmesi ilk (modern bilim enerjinin koronumu madde vardır yoktan var edilmez yok edilmez)diğerleri ve canlılık vede ruh bunun türevi bu kabüller kendimizi bir İLK’e zorlar… Aristo’nun bu tekil’e dediği bilgi birikiminin her aşamasında tasavvur ile tanımlanması olmayan ve zamandan münezeh olana ve her şeyin bilmi “Metafizik” deyşine bir kez daha uzanmış oluruz …Bu hem Var hemde YOK…İşte tasavvufi yaklaşım kendini de bu varlıkta içkin kılıp vahdeti vucut ve şuud’u İlahi teklik olarak alır…Allah-uTeala vardır ve her şey ondandır…Sizde tekil yokluk vardır ve herşey ondandır demektesiniz…Her şey O’ndandır bir değişim ve dönüşüm sürekliği içinde sürece tekabül edince evrimsel koridor oluşur.. Şöyle diyelim sizinki yoklukta evrim var; evren evrimin tezahürü ,kendimde Cenab-ı Hakk bellirli bir nizam ile sürekli yaratan ve üreten(Rahman ve Rahim olan) külli iradedir…

Cemal dost( ı) ve (ıı) ile aldığım açıklamaların tarihseli ve evrimi ifade ederken özet olarak bugün genel geçer diye kabul edilen daha epeyce tartışılacak olan kalıplara dayanmaktadır.. (ı) kendini toplumsal gelişme aşamalarında marksist <doğal seleksiyon> ile gelişen toplum, burada iradi olandan çok ‘reel denilen’ üretici güçlerin gelişimi esastır dayanak almaktasın. Ve yine kainat üzerine embiryonik bir nebze ile durumu ifade etmektesin. “Bir zerrede binbir alem” tasavvufi bir yorumlayıştır.. Uzay-zaman birleşikliğinde zerre evrene açılmazsa da serili evren dünya zamanlı bir zerrede incelenebilirdir…Burada kısaca Yılmaz Önerin prıdetrministik evrim yeni evrim teorisi üzerine bir ekli not ileteyim… Yazılarla muhabbette bu konuyu iredeleyerek devam edeceğim…(sunum görseli)…baki selamlar
…….

EVRİM KORİDORU VE İNSAN…

Cemal dost 3. Muhabbet yazısında Yılmaz Öner’in evrim koridoru için ileri sürdüğü prodetrministik eğri görselini dikkatine sundum…Burada iki temel ekseni bir sarmalda örgü olarak ele alacağım birincisi genel evrim koridoru ikincisi özel bir yönelim olarak insan…Ve bu muhabbette Saffet Bilen dostun “ilerleme” üzerine yaptığı saptamayıda iredeleyeceğim.Kanımca liberalizm; kavramı ilerlemeci tarih yaklaşımını daha net ifade eder…

Dünya kainatta tesadüfen mi ortaya çıkmış ve İnsan bir Poisson tesadüfü müdür?..

“Yukarıda değinilen zamanın kısa tarihi, insanın bilinç inşasında rol oynayan temel görüngülerdir. Bu fenomen ya da dinsel bir deyişle bu ayetleri, ontolojik düzeyde nasıl okumalıyız? Burada başlıca üç okul çıkar karşımıza.

Birincisi, bizi Tanrıya götüren tasavvuf okuludur. Buna felsefi irfan okulu diyelim. İkincisi, evrim bilimi, doğayı sadece belli sınırlı parçalar üzerinde görebildiği kadarıyla inceleyebilir. Buna salt bilimsel yöntem okulu diyelim. Üçüncü görüş ise yaygın olan geleneksel dinsel mitolojik okumalardır: Tanrı her şeyi yaratmıştır.

Ve geleneksel soyut bir yaradılışı savunanlar, evrim gerçeğini (abç)kendi söylemlerine pek uygun bulmaz. Salt bu nedenle de, değişik çağlardaki şeriat yasaları arasındaki çelişki ve değişimleri kavramaktan uzaktırlar.

Çünkü tarihsel yorum bilgisindeki çeşitliliğin sebeplerini dinler /mezhepler üstü bir bakış olmadan doğru dürüst kavranamayacağını da bilmezler. …”(Solda anjiyo (3)..

Buraya naklettiğim parağrafta üzerinde durulması gereken 1-<zamanın kısa tarihinde>var olan verili bütün içinde 2-<insanın bilinç inşasında> rol oynayan 3-(“.. Evren hakkındaki bu yeni bilimsel keşiflerden sonra eski Yunan’dan devir aldığımız fizik ile metafizik tartışmaları, kuantum kuramı içinde yeni bir boyut kazanmış oldu..”.solda anjiyo (3).

Serili ve algılanabilir , özelde kavranabilir evren için öznel gözlenir kainat diyelim.İlk olarak, insanın kendi gözlem ve algı organları ile kendindeki tasavvura dayalı öznel gözlenir kainat..İkincisi ,teleskop ve veri analiz ile astrofizik temelinde yıldızlar gezegenlerin radio dalgaları ve radyosyon yayılımı ile incelenmesi araçlar ile ele alınan analitik görsellik evreni .. Bu iki yaklaşım Evreni farklı ele alımaya neden olur. Her iki durumda da serili evren (Kainat) ölcümü varsayımsal ve gözlenir kısmı teknikseldir.Çıplak göz ve tasavur ile göksel aleme yöneldiğimizde kendimizden doğru uçsuz bucaksız bir derinliğin içine daldığımızı hissederiz.Ve yine teknik analiz metodu ve araçlar ile serili alemi incelediğimizde çıplak göz ötesinde daha derin bir bir alanda yine aynı hisleri paylaşırız.Kanımca varsayımsal olarak ölçümü olmayan bir semavat yada birden çok mekansal evren tasavurları elde ederiz.Bu Nasıl olmuştur? Oluşun bir nedeni var mıdır?..Bir yaratıcı tarafından yedi günde( Bu birgün dünya ölçeği değildir) oluşun kendinde BİRİKİMLİ ve İÇKİN olan bir enerji dağılımının mekansal açılımı, ister bir Higgs Bozon’u bozunumu ile milyarlarca yılda oluşsun yada bir enerji dağılılımının akış içindeki başakalanımın görece anları olsun.Kendimce:(görece ve mertebe dahilinde) kainat serili olarak yaratıcısı Allahu Teala ile müşterek(Ontolojik) vardır..Başkaları da kendinde rasyonelite ile buna Reel var da diyebilir…Bu oluşun akışsal bir nedeni de evrim koridorunda İnsanın(doğa, toplum ve birey) zorunlu varlık olarak ortaya çıkmasıdır.Serili alemde gelişim ve değişim evrimsel olarak her biri kendi potensiyel verileri ile vukuu bulan fiziko-kimyasal, biyo -kimyasal, biyo-sosyal ve sosyo-pisiko aşamaları ile iç içe ve birinin baskınlığında sürer gider…

Evrim koridoru: tedrici gelişim ile değişim bandı …Bazı temel kavramları yerli yerinde kök anlamı ve içerik kapsamı olarak kullanmak sonra bunun değişimini süreçte takip etmek etimoloji ve semantik bilimlerinin bir işidir.Burada evrim potensiada tedrici gelişim ile değişim bu evrim kavramı daha çok biyolojik olarak ele alınır ve canlı organizmalar değişimi ile içerik özdeşliği kurulur. Günümüzde bunun yetersisizliği ve noksan durumu yaklaşımları ile aşılmış her sistemin kendi tedrici gelişim süreci makulat bulmuştur..Bir sistem olarak alınan her konu dahilinde mesele olan bir şeyin ; oluşum ve bozunum süreci ile başkalaşımı vardır ,bu değişim halleri bir evrimsel süreç oluşturur.Doğanın evrimi dünyanın gezegen olarak gelişim ve değişim sürecidir. Cins içinde bir türün(İnsan) evrimi ,dünya gerçekliğinde ekosistem bütünlüğünde canlılığın evrimi meselesidir. İnsanın evrimi bu tür bir mesele olup, doğa , toplumsal form ve birey olarak gelişim ve değişimde milyonlarca yıl içinde ele alınır.Biz kainatın yaratılışı ve doğanının oluşumında insanı zorunlu bir varlık olarak ele alıp, doğanın İnsanlanmasını bir evrimsel süreç yönü olarak görmekte ve olasılığı çok düşük olan bir Poisson tesadüfü değildir demekteyiz…

Değişimi ne sağlar?..Zamanın mekansal açılımında dünyanın içinde bulunduğu serili alem hız limitasyonuna bağlı bir evren olup,hakikate yakın anlaşılır kılınması ve kavranıp değişim istikametinde yol alınabilmesi için kolektif iradeyi temsil eden vicdaniyet dolu insanların , Cenabı hakkın inayeti ile “yaratıcının eli ve gözü” olmasına bağlıdır.( “Ben mümin kulumun gözü ve eli olurum”.. Hz.Muhammed’in hadisine mealen) Bu içe doluş ve istikameti seziş çerçevesinde lider formuna ulaşan insanların toplumu yönetme ve geliştirme istikametidir.Evrim koridoru potesianın (konu evren)bir iç içelik ile doğada gelişimi ve haldeki zamanlarda değişimidir.Bundan yüzbin yıl öncesi için tasavvur edilen şimdiki izlerden geriye yürüyüştür ki, burada ana görüntü insanın ortaya çıkması, toplu ilkel halinden toplumsal uygarlık sürecinde bu güne yol alışıdır. Bu bir toplumsal evrim sürecidir esas değişimi sağlayan adaptasyona uyumlu insanın(homo sapens) Bilinci(içedoluş ve yorumlayış ile meselerin çözümünü akletme ve eserler üretimi) yaşamda inşa ediş formudur.İnsan üretim sürecine yani doğadan doğrudan aldıkları yerine ürüne yönelip kendisi ve neslin geleceği için üretim sürecine geçişi bir aşama değişimidir. Bu aşama biyo -sosyo formun örgün yapışlanışıdır. Burada mülkiyet faktörü ile artı ürüne el koymada üretim ilişkilerinde (üretim ve paylaşımda ) üretici güçlerin sahipliği üretim tarzların oluşturur.Öz olarak mülkiyetçi toplum formunun değişik tarzları olan, köleci, feodal ve kapitalist system ve Asyatik üretim tarzı ile gelişen torağın mülkiyeti ile toprak üzerinde tüm halikin sahipliği..Bu Asyatik formda ikili bir karakter göstirir:Tüm toplumu hakkakaniyetle gözetme ile kendi hanedanlık çıkarları ve nefsi emarelerine kapılıp kul hakkını gazp etmeye yönelme.Kamusal yönü önde olan Avusturalya’da yerli yaşamının doğal avcılık ve toplayıcılık süreçlerindeki yaşamı Asyatik formdan farklıdır..

Sosyo- pisko aşama; bundan on,yüz, bin yada onbin yıl sonrası( olası NBC başlıklı bir nüklier savaş boyutu göz ardı edilmeden) şimdiki verilerden şöyle tasavvur edilebilinir:tam otamasyon çerçevesinde ihtiyaçların kamusal üretimi ve diğer gezegen ile yıldızlara açılan bir insanlık alemi..Bu açıklamalar verilerin gelişim istikametini kabaca sunar .Doğanın imarı sonucu çehreresindeki değişim ve insanın mücadelesi devam eder gider.Yeni formdaki İnsan, bilgi üretim alanında faal olurken bilinç aktivasyonu ve donanımı sağlayan makinelerin değişik kombinasyon fromları ile birlikteliği yaşamda başat olur…

Netameli “İlerlemeci yaklaşımın ” bu toplumsal gelişme ile alakası var mıdır?...
takip ettiğim kadarı ile Cemal dost seninde okuyup üzerinde tartışma yaptığın Saffet dost paylaşımlarından iki alıntı ile muhabbete devam edeyim : ” İlerleme.Toplumsal tarihe ilerlemeci yaklaşım, Batı düşünsel üstünlüğünü sağlayan sihirli teoridir… Her insan topluluğu, kendisine yön verenlerin tercihleri, bulundukları bölgenin olanakları, nüfus yoğunluğu, etnik dağılım vb etkenlerin yön vermesi ile çeşitli zamanlarda benzer sorunlara, benzer cevaplar vermişlerdir…(1).. Saffet Bilen 14 Kasım, 10:51

“Değişim eşittir ilerleme denklemi yanlıştır.

Batı Avrupa düşüncesinin çok sevdiği bir deyiş var.
‘Aynı nehirde iki kere yıkanılmaz’…
Efes’li filozof Heraklitos’e ait ve aslının “aynı nehirlere girenlerin üzerinden, farklı sular akar” olduğu da söylenen bu sözün; değişimin ve akışın sürekliliğini vurgulamak için söylendiği düşünülmektedir. Çünkü evrenin her bir zerresi hızlı ya da yavaş bir değişim, başkalaşım, hareket halindedir.
Aydınlanma dönemi ve sonrasında bilimsel düşünce ve modern akılcılığa damgasını vuran “ilerleme” fikrinin de asıl kaynaklarından biri de bu sözdür…” buraya anlam verilen kavramında kaplam ve içlem bütünlüğünü bozmadan alıntı nakletim…(2) Saffet bilen 20.11.2017..
“Toplumsal tarihe ilerlemeci yaklaşım” batıya üstünlük veriyor…2 )Değişim eşittir, ilerleme denklemi (özdeşliği) yanlıştır..
İlerleme : doğru yön ve yoldaki gidişatta aşamalı bir seviye yükselişi…Evrim koridoru için açıklama notlarımda evrimin aşamalı yönü ile doğanın insanlaşması bir seviye yükselişi ve bilincin devinimi ile tamotamasyona gidiş yönünü de yeni bir üst seviye olduğunu dile getirdim. Önce bilgi birikimi ve uygulama tekniklerinin gelişiminin muazzam bir seviye ilerlemesi olduğunu kayd edelim.Hatta değişik bilimsel dalların kendi içindeki uzmanlaşma alanlarında yetkin ve güçlü teorilerin varlığına da işaret edelim.Matematiksel formülasyonlar ile bunlar; operatörler cebrinde yapısal olarak ifade ediliş,dif geometri ile salt uzay,zaman ve dilsel değişkenleride kapsayarak pür sunumu ile aynı zamanda bilincin üretiği esere estetik vurgusudur. ..
İlerleme’den ne anlaşılması gerektiğini vicdani yönünüde kapsama alarak ifade ettim.Saffet dost “ilerlemeci tarih anlayışı batı menşeili ve ona üstünlük verir “.. ve “değişim eşittir ilerleme denklemi “yanlış derken bilgi brirkimi ve tekniğin tüm insanlığın emeği ile oluştuğu gerekli dayanağını ve sömürgeci güçlerin kendi yaşam tarzlarını dayatmasının mülkiyetçi bir üretim formuna bağlı olduğunu es geçmektedir.Algı yanıltması ve dezenformasyon evrimin sosyo-pisko aşamasında da mülkiyetçi düzen müktedirlerinin kültürel genetiği ve medyatik bir harp tekniğidir. Bu tekniği kullanırken her yol mübah anlayışı ile nasıl din,ideoleoji ve etnisite belirlelemeleri kullanıyorlarsa netameli “ilelelemeyi” de kendi sahipliğine alıp kapitalist yaşam tarzı dayatması için de kullanırlar. Buna karşı “o kötü” ..bakınız “bu denklem yanlış” gibi nitelemeler ile direniş kültürü oluşturup bu düzeni aşabilirmiyiz?Şöyle diyelim: mülkiyetçi düzen müktedirleri (Batı Doğu fark etmez)ilerlemeci tarih tezini kendi meşruiyetini genişletmek ve yayılmacılığını haklı göstermek için kullanıyorlar.Bizim tarihe bakışımız; aşamalı evrim koridoru yönü ile seviyece doğanın insanlaşması ve yüksek seviyede tüm halik olmuşlarla şuurulu bir kurtuşluşun gerçeklenmesidir…

Ontolojik varlık ve Potensia üzerine…

Bu iki kavramı da Aristo kullanır .Bugün düşüncelerimizi açıklamada antik Yunan’dan alacağımız bu iki kavram bilimsel gelişmeler ile içerik zenginleşmesi ve kapsam genişliğine ulaşmıştır.Özellikle modern fiziğin gelişiminde etkin bir rolü olan Rolativite , Kuantum ve Termodinamiğin getirdiği teorik modellemeler ile doğa olaylarını açıklamada yetkinlik kazanılmıştır.Yine biyoloji kimya ve sosyal bilimler alanında özellikle ekonomi ve davranışsal psikolojiye matematiksel analiz ve istatistiğin yöntemlerinin uygulanmaya başlanması çalışılan konu olan evrensel küme kavramının yerine içsel dışsal tüm verilerini kapsaması anlamında bir genişleme olarak günümüzde Potensia kavramı ileri sürülebilinir. Yine kendinde varlığın kapsamı bilgi birikimi ile gönül gözü dediğimiz sarih tasavvurun betimlemesi olarak,içeriğinde kavranılması güç ,sonsuz ve sınırsız ölçümsüz ancak belirli kısmı anlaşılır Ontolojik Varlık (Cenabı Hakk yada Allahu Teala) . Potensia ve Ontoloji , analitik kavram kendini sentetik olarak doğunun mistik meteryalist kavrayışı olan tasavvuf ve batıda gelişim gösteren Praksis(A.Gramsci) kavramlarının tümleşiği olarak kullanageldiğimiz Tasavvufi Praksis Yol anlamını açığa çıkarır..

Marksist felsefi düşünüş kendini meteryalist tarih anlayışı diye Darvinist doğal seleksiyonun sosyal modellemesi ve diyalektik meteryalizm olarak da Hegel’in salt aklının maddeleştirilmesidir.Yani madde mi ruh mu? ikileminde kendinde olan madde ilk diyerek yaklaşımlar üretir.Bizim kavrayışımız ontolojik varlığın anlaşılır ve kavranır kısmı olarak potensidan yola çıkılır ve O’na varlılır yada O’ndan bir ircai kısım olarak potensia anlaşılır gidişat kavranılırdır.Madde ele tutulan gözle görülen yada algısal sistemizce hissedilen durumlar ötesinde Kal ve Hal olarak bir nurani enejetik kıvamdır.Bilinç’te maddenin bir varoluşsal halidir…

Vicdani olanı(sulh) gidişatta yapmaya gayret…

“Azın özü, Marksizm ötesi yeniden bir “toplumcu yurtseverlik” açılımına ihtiyacımız vardır. Çünkü Marksın tutarlı ne bir insan doğası (4), ne bir ulus, ne bir ahlak, ne de bir hukuk kuramı olmadığına göre biz geleceğin toplumunu daha çok aynı eğilimdeki insanları ortak ilkeler, değerler (5) etrafında toparlayacak yeni bir uygarlık ekseni belirlemek durumundayız.

Çünkü kapitalist-emperyalist sistem barbarlığı, buna karşı olanlar da uygarlığı savunmaya (abç)zorunludurlar. Çünkü tarih felsefesi, nihilistler ile etik toplumcuların çatışmasından ibarettir…”Solda anjiyo(1)… bu satırlara bir iki nüans düzeltmesi ile katlım yapalım:

Marksizm ve liberalizm bir sınıfa dayalı zemin(sınıflı toplumlar) üzerinden felsefi olarak yükseltilmiştir. Bizim yeni bir felsefi yaklaşım ile sulh ve hakkaniyetli bir huzur toplumunda insan kardeşliğini yaşama geçirme ve tüm halik olmuşların haklarını gözetme lüzumu çerçevesinde ; iradesini laik doğrudan demokratik bir toplum devleti olarak kristalize eden yeni toplumu kültürel ve yapısal bütünlükte inşa etme(felsefi dizge) meselemiz vardır.Bunun toplumsaldaki ircası geleceği birlikte kurmak için VİCDANİ POLİTİK ROTA olan TOPLUMCU YURTSEVERLİK’tir. Ufuk ve yol açan uygulamalı bir YÜRÜYÜŞ GÜZREGAHI OLUŞTURABİLMEK insanlığın krizler sarmalında apaçık bir durum vazifesidir. Bu yeni yaşam: kamusal mülkiyete dayalı sulh ve hakakaniyet eksenli yeni bir toplum düzeni ile mümkündür.Kanımca bu yaşamın isabetli bir adlandırması ise toplumcu hürriyet düzenidir…baki selamlar…

Pin It

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>