MART ‘I Anlamak…M.Tanju AKAD

tanju akadiyi tanımlı ayarı tutarlı bir yazı...mesele kültürel ve ahlakidir...pisko-sosyo süreçlerdeki gidişatta duyugusal sarım gereklidir... Orhan Karakuş

Mart bu  sefer yenicene zamanlarda çok  sert geldi…Orhan Karakuş

MART
Jül Sezar’a “Mart’ın 15’inden sakın” demişti bir kahin “beware the ides of March.” Sezar o gün kahinle karşılaştı ve gülerek “bak, geldi bile” diye şaka yaptı. Aldığı yanıt “geldi ama daha geçmedi” oldu. Az sonra aralarında Brutus ve Casius’un da olduğu senatörler tarafından bıçaklanarak öldürüldü. 15’inden 30’una, gene birkaç laf edeceğim.
Mart güzel aydır ama mutlaka soğuk yapar. Çoğu zaman çiçekler meyveye dönemeden donup düşer. Ben en çok küçük, beyaz ve narin erik çiçeklerini severim. Her sene umutla diğer ağaçları beklerim. Ve geçmiş Mart’ların acılarını unutmaya çalışırım. En başta 1971 ve 72’yi.
Ne var ki hüzünle bir yere varılmıyor. Bizim nesil torun torba sahibi oldu, bazıları hala sadece işin edebiyatında. Cesaret ve kahramanlıktan bir destan. Keşke iş destanla olup bitse.
43 yıldır bunu yapanlar acaba Kızıldere’nin ciddi bir analizine hiç ihtiyaç duymadılar mı?
Che Guevara 1967’de Bolivya’da öldürüldükten sonra içinde bulunduğu girişimin hatalarını işleyen ciltler dolusu yazı çıktı. Bölge seçimi, stratejisinin zayıflığı, taktik ve siyasi hataları, çevreyle ilişkileri, ekibinin durumu, günün siyasi koşullarını izlememesi, köylülerin tutumu, tecrit olup izlenmeye alınması vs.
Bu arada, karınca kararınca, Kızıldere’de sonlanan eylemin hatalarını yıllardır gündeme getirmeye çalışırım. Okuduğunu gösteren birkaç kişi dışında tepki almadım. Zaten olayları bütünlüğü içerisinde izleyen ve bilgi peşinde o kadar az kişi var ki. Varsa yoksa işin afiş tarafı. Kendine gaz vermece.
Şimdi 30 Mart gelecek, binlerce kişi eski afişleri paylaşacak, mangalda kül bırakmayacak ama gene hiçbir değerlendirme yapılmayacak. İş başa düştü gene. Belki ilgilenen bir iki kişi daha çıkar. Eğri oturup doğru konuşalım.
Kızıldere’de sonlanan eylem baştan sonra bir yanlışlıklar silsilesidir. Öncelikle umutsuzca yapılmış bir iştir.
Siyaset kitabı, “son çare” olarak yapılan her şey başarısızlığa mahkumdur diyor. Ayrıca, günün koşulları hatalı değerlendirilmiştir. Bunun gibi elli eylem yapsalardı bile Denizleri kurtaramazlardı. Eylemin kendi propagandasını yapması ise fokocu bir görüştür. Sistemli siyasi çalışma temeli yoksa, hiçbir spektaküler eylem başarı sağlamaz.
İkinci olarak, illa da yapacaksan ve bir siyaset olarak ortaya çıkmışsan, bütün lider kadrolarını tek bir umutsuz eyleme götürmezsin. Karadeniz’ın kırları Sierra Maestra değildi.
Ricat dönemi çalışmasını bilmeyen bir hareket de asla başarılı olamaz. Oradan oraya kaçarken “son bir iş yapıp ölelim bari” demek de olumlanamaz. Sıfır başarı şansın varsa ortadan çekilir ve ileride ne yapacağını düşünürsün.
Belli ki, bu çocukların hiç birisi ne siyaseti, ne de bunun günün koşullarına göre farklı biçimlerde nasıl yürütüleceği konusunda yeterli bilgi ve deneye sahip değillerdi. Bunun ötesinde ricat planları olmadığı gibi, hiçbir hazırlıkları da yoktu. Bölgeyi tanımamışlardı. Kuşatılırken dışarıya bir nöbetçi bile koymamışlardı. Her adımda “son çare” yani çaresizlik.
Bu, çaresizlik içerisinde bir intihar eylemiydi. Eğer anıyor ve propagandasını yapıyorsanız, insanlara olayın gerçeklerini de anlatmanız gerekir. Yoksa boş laftır. 15’ler gibi, sayısız başka olay gibi, bir ağıt vesilesi olarak kalır gider. Ağıta değil akıla ihtiyaç vardır. Yıllar içinde çok kişiye bunları anlatmaya çalıştım. “Ama onlar mücadele yolunu gösterdiler” denildi. Mesele bu değildi. Gösterdikleri yoldan kimse gidemedi. Niçin gidemediklerini incelerseniz, anmaktan daha hayırlı bir iş yapmış olur, hem onlara hem de yaşayanlara bir hizmet gerçekleştirirsiniz. Destan kalıbından çıkartarak dünyaya geri getirir, daha iyi anlaşılmalarını sağlarsınız.
Son çare daima felaket getirir. En kötü durumda bile elde seçenek olması gerekir. Genç nesillere sadece bunu öğretseniz yeter. Hala son çare olarak bir şeyler yapmaya çalışan binlerce kişi var. Yazıktır. Son çare mantığından çıkın. Bu % 100 başarısızlığın yoludur. Siyaset alternatif yaratma sanatıdır.

FEDAİ MANTIĞI (25.03.2015 face/okuyay net’te M.Tanju AKAD’ın yazısı paylaşılmıştır..)
Toplumda iddia sahibi olanlar, önce kendilerini, kültürel köklerini, fikren beslendikleri kaynakları anlamak zorundadır. Bunu yapmadıkça bir adım atamazlar, tıpkı Türkiye’nin atıl kalan toplumcularının başına geldiği gibi.
Batı düşüncesinden sadece teleolojik bir bakışı olan Marksizmi alan (daha doğrusu aldığını sanan) solcular, tarihin otomatik ileri akışı şeklindeki ideolojik günahla baş başa kaldıklarını biraz geç anladılar. Tabii, çok azı anladı, o başka mesele. Bu düşüncenin Yunan felsefesi ve Judea-Hıristiyan geleneğinden aldığı şeyleri bilemediler. 30 Mart önce bunu hatırlatıyor.
ON’LAR insanları ebedi günahtan kurtarmak için kendisini feda eden İsa Peygamber’in yerine konulmamalıdır. Bu, diğer mahzurların yanı sıra, şuur altında atalete yol açar. Başka bir yanıyla, Kerbela’cılığın bir cins yeni versiyonudur.
Fedailik-şehitlik karışımı bir sunumla etki peşinde koşmak en azından yakışıksızdır.
Şehit edebiyatıyla toplumculuk yapılmaz. Yapılırsa sonu 43 yıllık bir başarısızlıktır.
Geçtiğimiz yüzyılda, şapellerdeki Hıristiyan azizleri köşesi fikrini kullanan Stalin, her yerde devrim şehitleri köşesi yaptırmıştı. Ne de olsa Tiflis papaz okulundan mezundu. Bunların sıradan halk üzerindeki etkisini iyi biliyordu. Bizdeki versiyonları da bellidir. Ama Türkiye insanı, batıdakinden farklı olarak, nekropolden hoşlanmaz.
Lütfen biraz düşünün.
Hiç değilse arada bir, fedai edebiyatı yerine Kızıldere ile biten olayların nasıl geliştiğini analiz edin.
Hadi, diyelim ki gaz vermek için bunu yaptınız, bari kendiniz olayı anlayın. Biraz sarsılın. Uyanın.
Fedai edebiyatının yerine başka bir şey koyamıyorsanız bu işi bırakın. Ya da Meksika’daki Ölüler Bayramı’na gidin, azizlere mum yakın.
(Şimdi vazgeçtiler, eskiden bazı arkadaşlar arar, haklı bile olsan bunlar böyle söylenmez, ters etki yapar derlerdi. N’aapim, başka türlü anlatamadım. Bari son turda daha açık söyleyeyim.)

Not:Fedai bölümü yazıya anlam bütünlüğü katmak amacı ile eklenmiştir…

Pin It

One thought on “MART ‘I Anlamak…M.Tanju AKAD

  1. Orhan Karakuş 24 Mart 2015 at 20:47 - Reply Author

    Anadolu’da; 13.Yüzyıl futuhat ruhu ve Horasan erenlerinin kadim topraklarda geliştirdiği tasavvufi anlayışla ilim ve bilim dilindeki matematiksel kavramların bir yönelimle buluşup Nabi tarzı bir edple kökleşirse elbetteki dünya insanlığına Evel-AllaHÜ sulh nurları saçılır…baki selamlar…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>