Demokrasi için Birlik çağrıları ne işe yarar?…Saffet Bilen

saffet

Demokrasi için Birlik çağrıları ne işe yarar?
12 Eylül sonrasından bu yana, siyasal söylemin en çok kullanılan kavramı demokrasi.
Birlik ise özellikle solun vazgeçilmez söylemi.
Ama bir türlü istenen amaç gerçekleşmiyor. Ve kavramların içleri boşalıyor hızla.
Herkes de bunun farkında, ama bir umut diye benzer bir girişim ortaya çıkıyor.
Yelpaze de çok renkli, tanımlarda.
Yoğun talebe karşı neden gerçekleşmez, kendini ertesi günde devam ettirme yeteneğine sahip bir hareketlilik neden ortaya çıkmaz?
Bu sorunun yanıtı yaşadığımız günlere ait özelliklerde;
Tarih çok uzun süreler, belli bir rutin döngü içinde seyreder. Kurulu ve devamlılığı olan bir sistem söz konusudur. Ve bu sistemin içerme skalasının darlığı veya genişliği muhalefet hareketlerinin ortaya çıkışını ve eylemliliğini de belirleyen önemli bir etkendir.
Zaman zaman da bu rutin döngü bozulur. Sistem çalışmaz hale gelir.
Yeni bir sistem kurmaya aday seçenekler ortaya çıkar. Kimin kafası net, kim daha örgütlü ve güç odakları ile ilişkilerin koordinesini yapabiliyorsa yol alır.
Ülkede 20 yıldır yaşananlar ikinci duruma uygundur. Siyasal İslam uluslararası destekle gerçekleştiriyor bu eylemi ve epeyce mesafe de almış durumda.
Bu tür dönemlerdeki dönüşümler mutlak ileri doğru olur, halk lehine olur diye bir kuralda yok.
Hatta yaklaşık 10 bin yıldır tersinin gerçekleştiği, istinalar dışında söylenebilir.
Bu fasit çemberin kırılması girişimleri için engel de teşkil etmez bu gerçeklik.
Sadece atılması gereken adımların doğru atılması gerektiğini anlatır. Bu adım da talep eden, şikayet eden değil, çünkü talep edilecek merci net değildir, öneren, ben böyle çözerim diyen bir çerçevede atılabilir.
Hem dünya ölçeğinde, hem de ülkede durum eski rutininde değil artık.
Askeri, parasal ve ürettiği düşünsel ürünleri ile yaklaşık 200 yıldır dünya hegemonyası kurmuş olan Batı kapitalizmi için durum hızla çıkmaza giriyor.
Bu durumun en başta onlar farkındalar. Dönemin savunma dönemi olduğunu, çıkabilecek muhtemel alternatiflerin önceden önünün kesilmesi ana strateji.
Çizilen strateji ise, Batı değerlerini benimseyen dinamikler yaratmak.
Kritik soru bu değerlerin ne olduğu. Tam da bu konudadır kargaşa. Sihirli kelime de Demokrasi. Kimin ne anladığı belli olmayan bir kavramdır bu.
Ama taraftarları arasında hemen hiçbir şekilde tartışma konusu bile yapılmayan, insan gelişiminin zirvesi kapitalizmin bir ürünü olduğudur.
Renkliliği sağlayan, bu temelde hangi aracın bunu sağlayacağıdır. Kimine göre, teknolojik gelişmeler, kimine göre bir sınıfa dayalı, kimine göre çıkar grupları arasında çatışmadan, gelişir demokrasi.
Günümüzde revaçta olan sonuncusu, tahmin edilebileceği gibi. Kimlik politikaları ve çoğulculuk söylemi, sağdan ve soldan hemen her kesimden taraftarı olan bir söylem. Ve hiç gündemden düşmüyor. Etnik kökenden İslamcısına, Liberalinden Marksistine, Ulusalcısından Laikine, biri bırakıyor diğeri başlıyor.
Ama hiç eksik olmuyor demokrasi savunucuları ve çağrıcılar.
Bu arada ise sistemi oturtma görevi verilen ana gemi, Siyasal İslam, yoluna devam ediyor. Uluslarası desteğe sahip, hangi parayla ne yapılacağını planlamış, muhtemel coğrafya konusunda iyi kötü kafası net, siyasal sistemi belirlenmiş, sosyal sınırları muhafazakar sunniliğe dayalı bir güç bu.
Bu ekibin seçimi ve yol verilmesinin nedeni, olağandışı işlerin yapılmaya başlandığı, eskinin yıkılıp, yeninin oturtulması dönemlerinin kaçınılmaz tercihi oluşudur. Yapılagelenlerin oluşturacağı muhalefetin muhtemel şiddeti ve bastırılma zorunluluğu, otoriter bir tercihi zorunlu kılar.
Kapitalizme ait esas değerler, serbest piyasacılık, dönemin egemeninin askeri gücü ve para birimidir. Sistem oturuncaya kadar, Demokrasi söylemi rıza sağlama aracı olarak işlev görür. İşleyen sürecin ana dinamiği budur. Sonrasında ise, Demokrasi kanadı iki ayaklı muhtemel yeni sistemin gelecekteki ikinci ayağı olacaktır aynı zamanda.
Peki, Ne yapmak gerek?
Öncelikle düşünsel iklimin değişmesi gerekli. Esen rüzgar her türden kimlikçilik, yağan yağmur demokrasi, topraktan çıkan ise özçıkar peşinde koşan tipler. Bu durum değişmeli. Kafalar, ölmekte olan bir gücün 200 yıldır boca edip durduğu envai çeşit önyargıdan arınmalı.
Sorulması gereken temel soru ise, bu topraklarda çıkış diye gördüğümüz, 200 yıldır tüm çeşitlerini denediğimiz, ama her denemeden sonra dahada kötü duruma düştüğümüz kapitalizm temelli bir çözümün olanaklı olup olmadığıdır.
Bu soruya olumlu yanıt veren herkes, kaçınılmaz olarak uluslararası merkezin ve ülkedeki tercihlerinin yedeği olmaya mahkümdur.
Çözüm tüm türevleri ile birlikte Avrupa merkezcil, kapitalizm merkezcil düşünsel yapılardan uzaklaşmakta bence. Kendi değerlerimize dönmekte. Bunları ortaya çıkarmakta, güne uymayanları ayıklamakta.
Düşünsel iklim değişirse arkası hızlı gelir.
Neden hızlı gelir?
Sistemi yeniden kurma işini asli olarak üstlenen merkez, Siyasal İslam, bu toprakların sosyal, kültürel ve siyasal zenginliğini kucaklayacak bir potansiyele sahip değildir.
Örnek aldıkları uygulamalar 16-17 yy İngiltere’si, 18-19 yy ABD’sidir. Kurulması düşünülen sistem sunni, erkek, özçıkarını gözeten varlıklı bireylere dayalı, serbest piyasacı bir sistemdir. Ne İngiltere’nin püritenlerini sürgüne gönderdiği sömürgelere, ne de geniş Kızılderili otlaklarına sahiptir.
Ve 20 yıla yaklaşan iktidar oluşa ve parasal desteğe rağmen alınan yol, hala durumdan emin olmayı, güvende olmayı sağlayacak durumda değildir.
Bu durum hala bir zamanın olduğu anlamına gelir.
Yeterki enerji doğru yerde toplanılabilsin ve doğru hedefe yönlensin.

Pin It

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>