AYAĞIMIZA DOLANAN, AŞAMADIĞIMIZ bazı ŞEYLER../M.Tanju Akad

oya12Mehmet Tanju Akad
26 Ağustos, 01:05

Kendi eksiklerini bilmeyen yenilgiye mahkumdur
AYAĞIMIZA DOLANAN, AŞAMADIĞIMIZ bazı ŞEYLER
(1) Türkler olarak batıya yürüyüşte en temel ikilemlerimiz kendi yönetim sistemlerimiz (ve anlayışlarımızla) ilgilidir. Devlet tabandan çok uzun süre kopuk kalmış, istisna dönemler hariç, sivil ve askeri bürokrasi dışında çok az desteği olmuştur.. Selçuklu ve Osmanlı yönetici sınıfları, tabanları olan göçer kitleyi toprağa ve vergiye bağlamaya kalkınca isyanla karşılaşmış, fethedilen yerlerin yabancı bürokrasini yönetimde kullanınca da, devletle halkın kopuşu köklü hale gelmiştir. Selçuklular bir ara, bir kısım Türk kitleyi devlet hizmetine alarak hoşnutsuzluğu azaltmayı düşünmüşlerse de, bu devede kulak misali çok yetersiz kalmış, durum değişmemişti. Osmanlılarda ise kapıkullarının öne çıkması bu ikilemi derinleştirmiştir. Devlet, yönetim aygıtını geliştirirken tabandan kopma gereği duymuş ve bunu telafi edemeden sürüklenip gitmiştir. Birbirini izleyen dönemlerde DP’nin, AP’nin, ANAP’in ve AKP’nin başarılarında, devlet partisi algısını yaratan CHP karşısında bu yarayı kaşımalarının payı vardır.
…..
(2) İbrahimi dinlerle eski inançlar arasındaki çelişkinin yarattığı sorunlarla karşılaştıktan sonra, zihinleri bulandıran ikilemler, hem Hıristiyanlık ve İslam, hem de Sünnilik ve Şiilik arasındaki sonsuz çatışmalarla devam etmiştir. Türklerin Sünni ve Şii inanışları arasında neredeyse yarı yarıya bölünmesi bunun yıkıcılığını artırmıştır. Bu bölünme olmasaydı Türk dünyasının çok daha güçleneceği aşikardı ama olmadı. Tabii bir de Sünni olmayan ama Şiilerden de farklı olan, iki arada bir derede kalmış Alevi Türkmenler var.
…..
(3) Türkler en çok Türklerle savaştılar. Otlukbeli ve Çaldıran’da birbirini öldüren Türklerin kayıpları ve bunun yarattığı sonuçlar bugün dahi bizi sarsıyor. Safevi Ordusu komutanlarının büyük çoğunluğu Oğuz Türkü idi. Bunun sonucunda Azerbaycan ve Doğu Anadolu’da meydana gelen nüfus hareketleri bugünkü birçok felaketimizin nedenidir. Karamanlılarla Osmanlılar arasındaki çatışmalar da yüzyıllar boyu sürdü. Şehzadelerin iç savaşlarını, iki Yenişehir Muharebesini, Celali isyanlarını, Yassıçimen Muharebesini, Gazneliler zamanını vs. saymıyoruz bile. Daha neler, neler var. Turco Turcu Lupus.
…..
(4) Doğu-batı ikilemi de tarih boyunca sadece dış ilişkilerimizi değil, tüm hayatımızı belirlemiştir. Batıdan birçok şey aldık ama kurallı yaşamayı ve hukuk devleti anlayışını bir türlü içselleştiremedik. Düzgün kentlerimiz parmakla sayılacak kadar azdır. Şayet, din farkı olmasaydı, eski Bizans coğrafyasında yeni bir millet oluşabilirdi. Benzetme yapacak olursak, İngiltere’de Keltlerin, Saksonların ve Normanların birleşip yeni bir ulus oluşturması gibi. Ama din unsuru bizde bunu mümkün kılmadı ve bu coğrafyanın tüm halklarıyla savaşarak ayrılmak zorunda kaldık. Halbuki, din farkı olmasaydı, kültür farkları eriyip giderdi ki, zaten birçok yerde , örneğin Ege’nin iki yakasında hayat belli ölçüde benzeşirdi. Keza, Türklerde bir veraset kanunu olmayışı, her tahta çıkışı bir iç savaşa dönüştürmüş, istikrarsızlık önce ahaliyi sonra milleti tüketmiştir. İç savaşsız taht değişimleri çok nadiren olmuştur. Esas mesele kuralsızlığın ahalinin millete dönüşmesini çok zorlaştırıyor olmasıdır. Kuralsızlık hayatın her alanında sürüyor. Daha doğrusu, eskiden olduğu gibi, aşırı sayıda kural var ama takan yok. Atasözü: Osmanlı’nın yasağı kırk gün sürer. Evet efendim, sonra herkes bunları delmeye başlar. Türke “yasakdelen” veya “kuraldelen”de diyebiliriz. Çok yerinde olur. Yasakdelenler aşağı, kuraldelenler yukarı, istikrarsızlığa niçin şaşmalı. Bir deney yapalım. İşlek bir yere bir çöp bidonu koyalım. Kaç kişi çöpünü bidona atacak, kaç kişi 5 metre çevresine atacak, kaç kişi 10 metre çevresine atacak. Şaşarsınız, aklınız durur. Sonra siyaset teorisi yapsanız ne olacak. Belki Petro gibi bir lider çıksaydı, ya da örneğin II. Mahmut onun gibi olabilseydi, ahali asgari bir disipline girerdi. Ya da girmez miydi acaba? Sonuçta Ruslar batı kültürüyle daha rahat bütünleştiler, çünkü din farkı yoktu.
…..
(5) Savaş ve barış ikilemi. Bin beş yüz yıldır savaşıyoruz ve bunun büyük bölümünde saldırı altında kalan biz olduk. Son üç yüz elli yılın hepsinde savunmada idik. Bitmiyor, biri gidiyor, diğeri geliyor. Sayısız Haçlı Seferi’nin hedefi olmamız tükenmişliği artırdı. Bir bulaştık, kurtulamıyoruz, kurtulamayacağız ve sürekli savaşacağız.
…..
(6) Bu topraklarda çok fazla işbirlikçi var. En büyük mücadele cephesi …. aramızdaki
aklına, değerlerine, hayat referanslarına güvenilemeyecek hain işbirlikçilerdir. Büyük problemdir. Kurtuluş Savaşı sırasında da öyleydi. Düşmanla savaştığımız kadar, hatta daha çok birbirimizle savaştık. Şimdi de durum budur.
…..
(7) Cehalet azaltılamıyor. Eğitim zayıfladıkça, ortalama geriye çekiliyor. Bu da politikacıların işine geliyor. Kendi kadrolarının yeteceğini sanıyorlar. Eğitim sorununu çözemezsek, geleceğimiz hiç de parlak olmaz. Bunun sonucunda din de putperest bir şekilde yorumlanıyor. Adakla, bez bağlamakla, muskayla, büyüyle çözüm bulacaklarını sananların ortasında yaşayıp gidiyoruz. Şimdi, Osmanlı atalarımızdan çok daha ilkel bir din anlayışı yaygınlaşmış durumda. En akıllı Müslümanların ailesinde bile putperestliği Müslümanlık sayanlar var. Bu o kadar kökleşmiş ki, akıllara durgunluk verir. En “aydın” geçinen ailelerde yatırlara koşanların, muska arayanların sayısını bilseniz dudaklarınız uçuklar. Ve gene en okumuş kesimlerde geçmişini inkar, Osmanlı düşmanlığı, devlet karşıtlığı, yabancı özentiliği, hainliğe övgü var. Bunların anlamını bile bilmiyorlar. Bugün herhangi bir topluluğa gidin, iki fıştıklayın, hemen devlete küfretmeye başlarlar ama hepsi o devletten maaş alır, hastanesinde tedavi olur. Cehalet, ikiyüzlülüğe de yol açıyor.
….
(8) Göçerlikten kalan “geçicilik” duygusu hala nüfusun en az yarısında çok köklü. Türkler İstanbul’a girince herkes kafasının estiği yere ev yaptı. Tanzimat sırasında ilk caddeler tekrar açılırken devlet Divanyolu üzerindeki (yani, yolun kenarında değil, bizzat yolun üzerindeki) evleri yıkmak için istimlak bedeli ödedi. Hala surların üzerinde, su kemerlerinin içerisinde evler görülebiliyor. Şimdi de gecekondu semtlerini ıslaha çalışıyoruz. Herkes kendi evine harcadığı paranın yüzde birini bahçesine ve sokağına harcamak istemiyor, hala çöpü sağa sola sallıyor. Sanki yarın başka yere gidecekmiş gibi olması bir yana, o çöpten ve pislikten rahatsız olmuyor. Gittiği yeri gene pisliyor. Nüfusun akıllı edepli kısmı ise her gün kahrolup duruyor.
…..
Böyle bir çorbanın içerisinde aklımıza mukayyet olmaya ve yön çizmeye çalışıyoruz ve doğal olarak başarısız kalıyoruz. Bu tür bir yapı dikiş tutmaz. Ne söylesen bir kulaktan girip diğerinden çıkıyor. Yamayı da başkaları yapıyor. Onları bu haliyle sevdiklerini söyleyenler malı götürüyor. Gerisi de, kasaba düğününü uzaktan izleyen davetsizler gibi davulun sesini dinliyor. Aslında Hititlerden beri Anadolu’nun simgesi olan davulcular da pek kalmadı ya. Şimdi düğünlerde tuşları olan elektronik bir aletle oyun havası çalıyorlar. En azından bu havalide öyle rastlıyoruz.

Pin It

One thought on “AYAĞIMIZA DOLANAN, AŞAMADIĞIMIZ bazı ŞEYLER../M.Tanju Akad

  1. Orhan Karakuş 7 Eylül 2017 at 12:33 - Reply Author

    Üzerine kapsamında görüş ileteceğim… İki kez okudum..kendim tasavvufi praksis yolda Sulh YAPICILIGINI esas alarak demokratik bır toplum devletinin hakkaniyetli işlevi ile ülkemizde,bölgede ve yeryüzü yurtlugunda toplumcu hürriyet düzeni kurulması için gayret edilmesi gerekli diyorum… 1-İdeal: kültürel devrim…2-Şehire kubbe ve mahallelerinde meydan…3-700 yıl önce 10 yıl sonra…4-Tarihi bugünde görmek…5-M.Tanju dost bir mağara adamı…6-Toplumcu Hürriyet için örgün toplum devleti..7-2019’a tek adamlık zor.. İnşallah kısa zamanda bu cercevede bir sunumda bulunacağım…

Orhan Karakuş için bir cevap yazın Cevabı iptal et

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>