“ASLAN’ın” Yıldızlı “İmtahanı”…/Orhan Karakuş

ben ve atatürkYerel Çağ Ankara gazetesinde yazdığım iki haber yorum yazısını sunarım. (2002 yılı olabilir)… baki selamlar…
ASLAN’ın” Yıldızlı “İmtahanı”
Zina tartışmalarına “bu şaka olsa gerektir.” sözü ile katılan AB komseri Verheugen; mecliste AKP’nin son menavraları göz önüne alındığında, bizi ne kadar iyi tanıdığını da göstermiş oldu.
Doğudan batıya uzanan coğrafyamızın tarihi birikimi ve kültürel dokusunun değişimi dış dayatmalar ve maniplasyonlarla kendi mecrasından koparılmaktadır. Simdi şu soruları soralım. “Taklit yaparak” AB’ye girip onlar gibi mı olacağız ?
Türkiye’nin çağdaşlaşma projesi olarak takdim edilen ve bunun ekonomik rahatlık ve bireysel kurtuluşa giden yol olduğu yaldızlı sözlerle ifade edilen AB ve tarih alma meselesi siyasal ve sosyal gündemimizi oldukça meşgul ediyor. Türkiyenin kaderini de belirleyecek olan “Telafar’daki olaylar” ve Büyük Orta Doğu projesi talan ve işgal olarak yanıbaşımızda durmakta. Diplomatik trafik ve uyum yasaların jet hızı ile derinliğine düşünülmeden balıklama çıkarılması bu koşuşturmanın heyacan verici yönleri olsa gerektir. AB ‘de çekirdek ülke konumundaki; Fransa, Almanya ve İngiltere’den gelen tarih verilmeli mesajları içimizi kaplayan bir “sevinç dalgası “haline getiriliyor. Ancak, uzun bir müzakere tarihi sürecinden bahsedilince yutkunarak sevinçimizi “nasıl olsa” masalı ile öteliyoruz. “Küreselleşme reformları” ile islah etme işi(uydulaştırma) devam ettirilmek isteniyor.AB komseri Verheugen’in Türkiye “teftişi” bir iki magazin seyahat ve kıymet arz eden ziyaretlerle geçiştirildi. Zina tartışmalarına “bu şaka olsa gerektir.” sözü ile katılan AB komseri Verheugen; mecliste AKP’ninson menavraları göz önüne alındığında, bizi ne kadar iyi tanıdığını da göstermiş oldu.

Muasır medeniyet seviyesi ve ötesi:Demokratik Avrasya ve AB ile buluşma aktörü olmaktır.
Kendi iç gelişim dinamiklerimizle bir gelişim sağlama kabiliyetimiz körelmektedir. Ulusal Kurtuluş Savaşı ,Cumhuriyet ilanı Lozan ve “Türk aydınlanma devrimi” gibi dev atılımlar yapan ortak değerler çerçevesinde bir “ulusal varlık “olma yaklaşımımız dümöre uğratılmaktadır. Dolayısı ile mazlumlardan yana duruş için derlenişimiz akameye uğramaktadır. Doğudan batıya uzanan coğrafyamızın tarihi birikimi ve kültürel dokusunun değişimi dış dayatmalar ve maniplasyonlarla kendi mecrasından koparılmaktadır.Simdi şu soruları soralım. “Mış gibi yaparak” AB’ye girip onlar gibi mı olacağız ? Kendi öz güven ve insancıl değerlerimizle “yeni bir medeniyet projesi” için ortak üreteç mi olacağız? Ağzımıza çalınacak bir parmak bal ile emperyalist güçlerin çıkarları için Doğu Halkklarının direnişini çözen vurucu gücümü olacağız?AB ve ABD arasındaki mengeneye sıkıştırılan varlığımızı yok mu etireceğiz? Mazlum halkların kurtuluşuna örnek olan ve kendi tarihimizdeki özgün özelikleri geliştirip “kurulacak yeni dünyada yer alıp” tarihin yapıcı bir aktörümü olacağız? Bütün bunların yanıtı kendi özümüzde ve tarihin durdurulamaz akışındadır.Cevap arayacağımız bir kaç soru bizi kendimize getirmek için yeterince uyarıcı olacaktır.
İlerleme “zokası”…

Dünyada üretilen teknolojik ve bilimsel verileri emen, haksız ve adaletsiz olarak insanlığın birikiminin üzerine oturan bilgiyi dezenformasyonla donatmış ve kavramları sanallaştırılmış “emperyalist blokta” geliştirilen her “şeyi” sorgulamalıyız.
Bütün bunların yanında Türkiye halkı; Avrupa’ lı olacaksınız “cicili maskesi” ile, dış çevreler ve işbirlikçilerinin maniplasyonu altında, batı emperyalizmin entegrasyona ses çıkaramaz halde, “tutku tutsağı” haline sürüklenmektedir.
Haber-yorum:Orhan Karakuş
“Mızıtmaya” hazır Avrupa, bir birlik mi?…
Türkiye’nin çağdaşlaşma projesi olarak takdim edilen ve bunun ekonomik rahatlık ve bireysel kurtuluşa giden yol olduğu yaldızlı sözlerle ifade edilen AB ve tarih alma meselesi siyasal ve sosyal gündemimizi oldukça meşgul ediyor
Tarihsel süreci irdelendiğinde İkinci Dünya Savaşı sonrası ortaya çıkan kurumlardan BM ve NATO benzeri bir kuruluş olan AB(Avrupa birliği) önce AET (Avrupa Ekonomik Topluluğu) ortak pazar birliği şeklinde temellendirilmiştir. Şimdi ise AB(Avrupa birliği) olan bu süreçin çekirdeğinde; Almanya, Fransa ve İngilterenin bulunduğu, diğer ülkelerin ise eklemleme olduğu bir birleşiklik denemesidir. Dünya ölçeğinde ABD ve ingiliz birleşikliğinin İsrail ile kurduğu stratejik derinliği tarafından , “körfez savaşında” yoklanan AB, “11 Eylül Amerika’ya saldırı” senoryası sonrasında Afganistan ve Irak işgali meselelerine getirdiği yaklaşımlarla dağılabilirliğini ortaya koymuştur. AB’deki bazı ülkeler ABD ve İngiltere ile birlikte koalisyon biçiminde işgale ortak olurken (İspanya, askerlerini çekerek bu süreçte farklı bir konumlanış aramaktadır.), merkezinde Fransa ve Alamanya’nın olduğu kimi ülkeler de “Saddam’ın devrilmesini” onaylamış, fakat, açık işgale karşı çıkmışlarıdır. ABD’deki yeni muhafazakar çevrelerinin nitelemesi ile “yaşlı ve genç Avrupa”olarak zaten ikiye bölünmüştür. İstanbul’daki Nato toplantısı ile kısmen yapıştırılan bu bölünme ile birlik, yapay olarak ortada duran “sembolik bir şemsiye” gibi konjektüreldir. Dolaysıyla, AB sürecinin geleceğine ilişkin tartışmalar ürküntü ile karşılanmakta ve bugün ulaşmış olduğu yapının muhafaza edilmeye çalışılması ulaşılacak en iyi durum olarak gözlenmektedir. Türkiye’nin birliğe dahil olma süreci birliği temelerinden yoklamaktadır.Bunun için;”üyeliğin askıya alınması,serbest dolaşımın kısıt altında tutulması,referanduma götürme,…”vb.Türkiye’yi tavizlere zorlayıp “yutmak” için iğneden ipliğe her şey bir bahanedir. Kültürel dokusu ve sosyal yaşam değerleri ile Türkiye’nin taşıdığı farklı “medeniyet tasavvur” potansiyeli ve çarpıtılmış ekonomik yapısı, birliği bozunuma uğratma tedirginliği yaşatmaktadır. 1980 sonrası uygulanan sosyal politikalarla, iş ve aş ortamları daraltılan ve gelecek güvencesi dumara uğratılılan insanlarımız bunaltılmakta, kimliksizleştirilmektedir. İMF reçeteleri ile yoksulaştırılan ve kaynakları gelişmiş kapitalist ülkelere transfer edilen ülkemiz, “borsa ve kur şablonuna” sıkıştırılmış, borç ve kriz sarmalı kıskacına alınmıştır. Kurtuluş’un getirdiği ve kurucu iradenin şekillendirdiği bağımsız cumhuriyetin “milli egemenliği” halktan koparılmış, parlementosunun yasama ve icra marifetleri kendi eli ile, değişik türde bağımsız özerk kuruluşlara aktarılmıştır. Bu kuruluşların faliyetleri ise “kendine has” yasal mevzuatla kamu denetimi dışına çıkarılmıştır. Bütün bunların yanında Türkiye halkı; Avrupa’lı olacaksınız “cicili maskesi” ile, dış çevreler ve işbirlikçilerinin maniplasyonu altında, batı emperyalizmin entegrasyona ses çıkaramaz halde, “tutku tutsağı” haline sürüklenmektedir. Kısaca,Türkiye’nin potansiyeli ve kabiliyetleri trpanlanmakata, AB mevzuatı ve müktesebatı çerçevesinde uydu bir ülke haline getirilerek “terbiye” edilmek istenmektedir. Bu süreçte Türkiye’nin, doğu halkları ve ezilen halklarla var olan tarihsel ve kültürel dokusu değişime uğratılarak kendi köklerine karşı konumlandırılmak istenmektedir. İşin özü budur.
AB ile müzakereler meselesinde; Almanya’nın inisiyatif aldığı ve dünya üzerinde, “emperyal Avrupa” için “Fransalmanya” bloklaşması temelli yeni yapılanma sürecini dokumaya başladığını göstermektedir. Yeni dünya düzeninde ABD’ninde kısmen olur verdiği AB’de güvenlik merkezli Türkiye, “emperyal Avrupa’yı” Asya ve Afrika’ya taşıma rolündedir.
Öncelikle irdelenmesi gereken şey, bizim coğrafyamızın da içinde bulunduğu Avrasya derinliği ile Ortadoğu’nun bir su ve enerji havzası gerçeğidir. Ayrıca bu kritik maddelerin yanında, dünya jeo-politiğinde stratejik bir tahkim mevkii olması, tarihsel ve kültürel dokusu itibari ile doğu halklarının içinden batıya uzanan bir geliştirici ve değiştirici dinamik oluşu ise, Türkiye gerçeğinin paha biçilmez kıymetlerinden bazılarıdır.
AB komisyonun almış olduğu müzakerelere başlama için “tavsiye kararı” Türkiye toplumuna gerçek muhtevası ile anlatılmıyor. İnsanları kör eden bir “bireysel çıkar histerisi” çerçevesinde olay “pazarlanarak” toplumdaki dayanışama bütünselliği yok ediliyor, tek başına bireysel kurtuluş özendiriliyor. Esasen, Türkiyenin kaderini de belirleyecek olan bu süreçte “emperyal avrupayı” öz olarak; paylaşım adaletine razı kılmak ve “yenibir medeniyet tasavvurunda” yapıcı bir eş dinamik haline dönüştürmek gerekmektedir. “Telafar’daki olaylar”,İsrail’in Filistinde yaptığı katliamlar ile sözde buna tepki olduğu söylenen Mısır’daki saldırılar,hergün Irak’ta yaşananlar ve Genişletilmiş Büyük Orta Doğu projesi ile “batının” gerçek yüzü olan talan ve işgal yanıbaşımızda durmaktadır.

Demokratik Avrasya ve sahici AB ile buluşma aktörü olmalıyız.

Şimdilerde kendi iç gelişim dinamiklerimizle bir gelişim sağlama kabiliyetimiz köreltilmektedir. Ulusal Kurtuluş Savaşı ,Cumhuriyetin ilanı, Lozan ve “Türk aydınlanma devrimi” gibi dev atılımlar yapan ortak değerler çerçevesinde bir “ulusal varlık “olma yaklaşımımız dumora uğratılmaktadır. Dolayısı ile mazlumlardan yana duruş için derlenişimiz akameye uğramaktadır. Doğudan batıya uzanan coğrafyamızın tarihi birikimi ve kültürel dokusunun değişimi dış dayatmalar ve maniplasyonlarla kendi mecrasından koparılmaktadır.Simdi şu sorulara yanıt arayalım. “Avrupalıymış gibi yaparak” AB’ye girip onlardan olabilecekmiyiz? Ağzımıza çalınacak bir parmak bal ve hamasi söylemlerle emperyalist güçlerin çıkarları için Doğu Halkklarının direnişini çözen vurucu gücümü olacağız? Bunların yanıtı kendi özümüzde ve tarihin o durdurulamaz akışındadır. Kendi öz dinamizmizi oluşturarak,”Türkiye” merkezli düşünmeyi geliştirmeliyiz. AB ile kültürel doku uyuşması kurmalı,ekonomik-sosyal işbirliği alanlarında müşterek davranış üretmeli, kendi öz değerlerimizi evrensele taşımalıyız. Dünyada üretilen teknolojik ve bilimsel verileri emen, haksız ve adaletsiz olarak insanlığın birikiminin üzerine oturan, bilgiyi dezenformasyonla karartan ve kavramları sanallaştıran “emperyalist blokta” geliştirilen her “şeyi” sorgulamalıyız. Dünya ve bölge ölçeğinde toplumcu hürriyet düzeni için Avrupa ve Avrasya’da ortak çekim alanları oluşturup, düşünüş paralelliği içinde kuvvetler oluşturmalıyız. Devinimi ezilen halkların yaşam ritmine uyumlu dayanışma platformları inşa ederek öncelikle kısa zamanda yakın çevremizde “barışçı ortam ” yaratmalıyız. Bunları yapabilmek için, coğrafyamız derinliği içinde tarihsel ile barışık yürümek, dünya dönencelerinde hayat bulan değişim enerjisini doğru algılamak ve gelişimi yönetmeyi sağlayacak siyasi örgütlenmenin üreteçleri olmaya birlikte yönelmek gerekmektedir…

Pin It

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>