18 yy da ne yaşandı…Saffet Bilen

saffet
17. yy sonu, 18 yy başında Hollanda’nın etkinliğinin denizlerde zayıflaması sonucunda, Fransa ve İngiltere öne çıktılar. Hedefteki ülke Hindistan’dı.
Daha önce Portekizliler ve Hollandalılar, bu kıta büyüklüğündeki ülkenin kıyılarında önemsiz üsler elde etmişler içerilere girmeyi gözleri yememişti. İçerilere girebilmeyi başarabilmek için arkada daha güçlü ve menfaatlerini burada gören bir devlet örgütü lazımdı.
Bunu yapabilecek iki devletten biri olan Fransa, Vestfalya ve Pireneler anlaşmalarının ardından İspanyol egemenliğinin çökmesi sonucunda, Kıta Avrupa’sının en güçlü devleti olmuştu. Yetişmiş profesyonel askerleri ve modern silahları ile Fransız ordularının önünde duracak bir güç yoktu Avrupa’da o dönem.
Fransız donanması Hollanda ve İngiltere’nin deniz güçlerine meydan okuyabilir, Doğu ticaretinden pay talep edebilirdi. Richeliue ve Colbert uzak denizlerden ve geniş hacimli ticaretten hiçbir zaman gözlerini ayırmamışlardı. Nitekim Fransızlarda bir Doğu Hindistan şirketi kurdular. 1690 da Fransız deniz filosu Hindistan’a doğru hareket etti.
Aslında Fransa’nın deniz aşırı seferlere ilgisi daha önceki yy larda başlamıştı. Yeni Kıta da ilk Fransız bayrağı 1524 te Kıtanın kuzey topraklarında dikilmişti. Fransızlar burada iki şehir kurdular. Montreal ve Quebec.
Ama burada yaşam koşulları çok çetindi. Fransızlar güneye gitmeye başladılar. İlk yerleştikleri yerlerden biri Coraline idi. Fransızlar, kıyı şeridinde yerleşik İngiliz topraklarını hızla at nalı şeklinde çevrelediler. Lousiana, İllionis, Detroit, New Orleans, Fransız yerleşimleri olarak ortaya çıktı. İngiliz yerleşimciler, çetin doğa koşullarını ve Kızılderilileri aşarlarsa, karşılarına Fransızlar çıkacaktı. Yeri gelmişken, sonraki yy da Kuzey/ güney çatışmasında coğrafya ve eyaletlerin neredeyse aynı olduğunu da söylemek gerekir.
Amerikanın kuzey toprakları İspanyol sömürgeciler için hiçbir zaman cazip olmamıştı. Onlar için yağmalanacak altın ve gümüş birikimleri olan uygar topraklar gözdeydi. Kuzeyi tercih edenler çoğunlukla, din savaşlarından kaçan, açlık çeken diğer Avrupalı tebaalardı. Burada altın yoktu, ama işlenecek toprak, toplanacak kürk ve kesilecek geniş ormanlar vardı. Üstelik merkezdeki baskı unsuru olan devletin memurları da pek sık görünmüyordu.
İngiliz bölgelerine yoğun bir nüfus yerleşti ve bu yerleşenler Kızılderililerle sürekli bir savaş durumunda oldular. Yerleşen nüfus her geçen gün artıyordu. Av alanlarını kaybetmek istemeyen Kızılderililer direniyorlardı. Fransız topraklarının daha elverişsiz oluşu, buralara yerleşimin az olmasına yol açtı. Sayıca az olan Fransızlar Kızılderilileri yaptıkları ticarete ortak ettiler.
Dönem artık, altın ve gümüşün doğrudan yağmasının sonuna gelindiği bir dönemdi. Salt bu yağma üzerinden servet birikimi yapan ve bu güce dayanarak Avrupa egemeni olmaya çalışan İspanyol egemenliği son bulmuştu. Yeni güçler için altına ve gümüşe ulaşmanın yolu, doğrudan el koyarak değil, yapılan ithalatın tekelini ele geçirerek ve kendi topraklarında üretilen malların satılması ile sağlanabilirdi. Deniz yollarının hakimiyeti bundan dolayı çok önemli hale geldi. Hızla güçlü deniz filoları oluştu.
Kuzey Amerika topraklarında yerleşim deneylerinin sonuçları ve izlenen stratejiler esas hedef Hindistan’da uygulamaya sokulmakta gecikmedi. İngiliz yerleşimleri kıyı şeridindeydi. Doğal sınırlar ve Fransız ablukasının ortasında idiler. Fransızların daha geniş topraklara sahip olmaları, önemli ölçüde yerleşik kabilelerle kurdukları ilişki sayesinde olmuştu. Bu denemelerden çıkartılan dersler sayesinde Hindistan’da ilk adımı atanlar Fransızlar oldular. Fransızlar Hindistan yönetici güçleri ile temasa geçtiler. Onlardan müttefikler aradılar.
Joseph François Dupleix bu politikayı etkili bir şekilde uygulayan kişi oldu. Fransız ticari yapısının İngilizlerden geri olduğunun farkında olan bu kişi, çözümü Hindistan’daki faaliyetin masraflarının oradan sağlanması fikrindeydi. Kurduğu ilişkiler sonunda, Moğollardan Nabap ünvanını aldı. Bu unvan onu basit bir ticaret adamından çıkarıp, Hint prensi yapıyordu. Dupleix bu olanağı sonuna kadar kullandı. Çeşitli güçler arasında kavgadan yararlanarak, dostlar kazanarak, önemli topraklara ve siyasi etkiye sahip oldu. İç çatışmalardan ustaca yararlanan bu zeki yönetici Hindistan’ın en etkili yöneticisiydi, bir müddet sonra.
Fakat bütün bu başarılı grafiğin arkası gelmedi. Ağır askeri harcamalar Paris’in gözünde büyüyordu. Dupleix 1751 yılında Paris’e çağrıldı.
İngilizler ise, Dubleix’in açtığı yoldan yürümeye devam ettiler. Hindistan sömürge haline, birbirleri ile kavgalı yöneticiler arasındaki çelişkilerin körüklenmesi, böl, parçala ve yönet yöntemi ile getirildi. Sonunda Hindistan İngiliz sömürgesi oldu. İngiltere hemen hemen aynı dönemde Kuzey Amerika’yı yitirdi. Ama devasa büyük bir ülke olan Hindistan’ın ve zenginliklerin yağmalanması tek başına, Amerika’nın kaybına rağmen, İngilizlere yetti. İngiltere dünya hükmeden bir devlet oldu.
Benzeri gelişmeler zamandaş olarak Kuzey Amerika’da da gerçekleşti. Fransızlar buradaki etkinliklerini de hızla yitirdiler. Fransız girişimciler Fransa’nın iradesi dışında büyük bir imparatorluk kurmuşlardı. Ama Fransa Avrupa’da etkin olmayı tercih eden, buraların öneminin pek farkında olmayan bir devletti. Fransa esasen kara, İngiltere ise deniz gücüydü. Sonunda bütün alanlarda başarısızlık geldi. Ve bu başarısızlık, mevcut yönetimin sonunu da getirdi.
Bizim alışılagelen genel kanımız, bu gelişmenin tarihin akışına uygun olduğudur bilindiği üzere. İleriyi temsil eden burjuvazi, feodallere galip gelmiştir. Bu böyledir gerçekten. Sorun bu olaya yüklenen anlamdadır. Sömürgelerin doğal zenginliklerinin, ham madde olarak ucuza kapatılmasına, işlenen ürünlerin tekrar oralara fahiş fiatlarla satışına dayanan, sömürgelerde rakip olabilecek sanayinin kökünün kazınmasını ihmal etmeyen, oralarda tek bir ürünün üretimine izin veren bir anlayış egemen oldu. Süreç ana ülkelerdeki üretimi zirveye taşıdı böylece. Bu işlemin olmazsa olmazı ise denizlerde hakimiyet idi. Ufku buna en uygun olan kazandı sonunda. Ana ülkede ise, daha fazla gelir, daha az yükümlülük anlamına gelen bu sistem bütün egemenlerin benimsediği bir yaşam tarzı oldu.
Özellikle o dönem, iki ülke arasında yönetici elitin bileşimi açısından çok büyük farklılıktan söz edilemez. İkisinde de Burjuvazi ve Aristokrasisinin esasen işbirliği içinde olduğunu söylemek gerekir. Alabildiğine merkezileşen devlet yapılarıdır ikisi de.
Fransa da feodallerin yetkilerinin merkezi devlet lehine, Kral lehine engellenmesi için epeyce tedbirin alındığını hatırlamak gerekir. Bunların içinde en belirgin olanı, cübbe soyluluğu adıyla oluşturulan makam ve para karşılığı bu ünvanın alınması idi. 14. Louis, soyluları elinden geldiği ölçüde karar ve yönetim mekanizmalarından uzaklaştırdı. Satın alınmış ünvanlarla ülke yönetiminde ağırlık sahibi olan servet sahipleri, Krala herkesten fazla bağlıydılar. Ve ülke yönetiminde her geçen gün bunların ağırlığı artmıştır. Ünvanların satışının krallık için oldukça büyük bir gelir kaynağı da olduğunu söylemek gerekir.
Nedir farklılık o zaman, yukarıda da söylediğim gibi, iki ülkenin yönelimlerinde aranmalı bence fark. Fransa karada, İngiltere ise denizde çok güçlü olan ve bu güce uygun yayılma politikalarına sahip olan devletlerdi.
Fransa insiyatifi zaten elinde tuttuğu bölgelerde girişimcilere gereken desteği vermeye devam etseydi, gelişmeler bambaşka olurmuydu, diye sormadan edemiyor insan. Büyük ihtimalle Dünya gücü Fransa olurdu. Büyük devrim de Fransa da değil, İngiltere de patlardı. Bu söylediğim tartışmalı bir şey tabiî ki.
Ama anlata geldiğim olayların bana düşündürdüğü en önemli sonuç;
Son yy lardaki tüm olaylar dünya çapında düşünülmeden, özellikle sömürgecilik faaliyetleri hesaba katılmadan ele alındığında anlamlı sonuçlara ulaşılamayacağıdır.
İkinci olarak ise ilerici burjuva tanımlamasının tarihin hiçbir döneminde yapılamayacağını eklemek gerekir.

Pin It

One thought on “18 yy da ne yaşandı…Saffet Bilen

  1. Orhan Karakuş 4 Eylül 2015 at 12:48 - Reply Author

    Batı kapitalizmin gelişiminde “İlkel birikim” çok az gelişimin ve zenginleşmenin esası vahş sömürgeciliktir….”Fransa insiyatifi zaten elinde tuttuğu bölgelerde girişimcilere gereken desteği vermeye devam etseydi, gelişmeler bambaşka olurmuydu, diye sormadan edemiyor insan. Büyük ihtimalle Dünya gücü Fransa olurdu. Büyük devrim de Fransa da değil, İngiltere de patlardı. Bu söylediğim tartışmalı bir şey tabiî ki.”… Fransızlar doğu kültüründeki merhameti (endülüs etkisi )içlerine çekebilmişlerdir…nefsi mülkiyetçi düzenin rasyonel aklı ingilterede şimul bulmuştur…meselediki değişim parametresi kanatimce bu… şimdilerde emperyalizm açısından can damarı olan kaynakları olarak “petrol ve su paylaşımı” odaktadır… coğrafyamızı kana bulayan kavimci siyonist akılın ingiliz planı bölgemizde yürürlüktedir….Bu şeytani rasyonel akıla doğunun cenk kültüründen damıtılan gönül demindeki cevabımız: sulh ve hakkaniyet cephesini inşa edip, ilk adımda Avrasya’nın demokratik birliğini oluşturmakla olacaktır…baki selamlar..

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>